Referans

Kalıplar

21 modülün 257 kalıbı tek sayfada, duruma göre gruplu. Burada her iki cevap katmanı da açık — bu sayfa ezber için değil, hızlı bakmak için.

Kullanım

Telefonda ara (Ctrl+F / tarayıcının “sayfada bul”u), ya da kâğıda bas ve masanın kenarında tut. Ezber çalışması modül sayfalarında yapılır — orada katmanlar kapalı ve dört çalışma modu var.

B1işi hallederB2net söylerC1tonu seçerC2hamleyi kapatırkartın sol kenarı da aynı rengi taşır

İçindekiler

01 · Register-Radar: aynı şeyi üç sertlikte söylemek Werkzeug

Tam ders: Modül 01

Karşı tarafın tonunu okumak — bunları duyacaksın

C1duyacaksın

Ihrem Anliegen kann in dieser Form nicht entsprochen werden.

Reines Amtsdeutsch: Das bedeutet nein, aber niemand sagt, wer entschieden hat.

Talebiniz bu şekilde karşılanamaz.

Amtston. Üç işareti var: isim yığını (Anliegen, Form), edilgen çatı, ve özne yok — kim karar verdi belli değil. Bu tonu duyduğunda doğru hamle karşılık vermek değil, özneyi geri istemek: Wer hat das entschieden? Modül 08'de bu açılıyor.

B2duyacaksın

Da kann ich Ihnen leider auch nicht weiterhelfen, das tut mir wirklich leid.

Sehr freundlich formuliert — und trotzdem ein Nein ohne jede Zusage.

Maalesef size de yardımcı olamıyorum, gerçekten üzgünüm.

Servicehülle. Çağrı merkezi kibarlığı: duygu bol, taahhüt sıfır. Tuzak şu — bu ton seni rahatlatıp konuşmayı bitirtiyor. Kibarlığı cevap sanma; leider ve es tut mir leid hiçbir şey vermiyor.

B2duyacaksın

Also, ich sag mal so: Das kriegen wir schon irgendwie hin.

Kollegialer Ton: locker, mit Partikeln, ohne festen Termin.

Şöyle diyeyim: bunu bir şekilde hallederiz.

Kollegialer Ton. ich sag mal so, schon, irgendwie — partikel bolluğu samimiyet işareti. İyi haber: kapı açık. Kötü haber: tarih yok. Bu tonu duyduğunda tek eksik parçayı kibarca al: Bis wann etwa?

C1duyacaksın

Sie müssten das eigentlich schon längst eingereicht haben.

Ein Vorwurf, versteckt hinter Konjunktiv und „eigentlich“.

Aslında bunu çoktan teslim etmiş olmanız gerekirdi.

Dikkat: müssten + eigentlich birleşimi kibar bir suçlama. Türkçe kulağa tavsiye gibi geliyor ama Almanca kulağa “geciktin” diye geliyor. Doğru cevap savunma değil, tarih sormak: Bis wann brauchen Sie es jetzt?

Aynı niyet, üç sertlik — “bu bilgiyi istiyorum”

B1

Könnten Sie mir da vielleicht kurz weiterhelfen?

Die weichste Form: Du bittest um einen Gefallen.

Bu konuda bana kısaca yardımcı olabilir misiniz acaba?

Yumuşak vites. könnten + vielleicht + kurz — üç yumuşatıcı üst üste. Bunu bir iyilik isterken kullan; bir hak isterken kullanma, çünkü reddedilmesi çok kolay.

B2

Ich brauche dazu eine verbindliche Auskunft.

Klar und sachlich: Du willst eine Antwort, auf die man sich verlassen kann.

Bu konuda bağlayıcı bir bilgiye ihtiyacım var.

Net vites. verbindlich = bağlayıcı, sözünden dönülemeyen. Bu tek kelime konuşmanın seviyesini değiştiriyor: artık sohbet değil, kayda geçen bir bilgi istiyorsun. İdare ve sigortada en çok işe yarayan sıfat.

C1

Ich hätte gern eine schriftliche Auskunft — mir reicht auch eine kurze E-Mail.

Fest, aber mit einer bequemen Tür: Du machst es dem anderen leicht, Ja zu sagen.

Yazılı bir bilgi istiyorum — kısa bir e-posta da yeter.

Sert ama akıllı vites. Talebi sertleştirirken (yazılı) aynı cümlede maliyetini düşürüyorsun (“kısa bir e-posta yeter”). En sık reddedilme sebebi zahmet; zahmeti kaldırınca ret gerekçesi kalmıyor.

C1

Ich möchte das nicht falsch weitergeben, deshalb frage ich so genau.

Du erklärst, warum du nachbohrst — das nimmt dem Nachfragen jede Schärfe.

Bunu yanlış aktarmak istemiyorum, o yüzden bu kadar detaylı soruyorum.

Üst üste soru sormak Almanca'da hızla “güvenmiyorum” gibi duyuluyor. Bu cümle ısrarı titizliğe çeviriyor. Amt'ta, doktorda, okulda — üçünde de aynı işi görür.

Konjunktiv II — nezaketin vitesi (kural değil, kalıp)

B2

Wäre es möglich, dass Sie das noch einmal prüfen?

Die Standardöffnung für jede Bitte, die man ablehnen könnte.

Bunu bir daha kontrol etmeniz mümkün olur mu?

Bu kalıbı olduğu gibi ezberle: Wäre es möglich, dass …? Arkasına ne koyarsan kibar olur. Dilbilgisini çözmeye çalışma — bu bir kalıp, bir konu değil.

B1

Ich hätte da noch eine Frage.

Klingt kleiner als „Ich habe eine Frage“ und wirkt deshalb weniger fordernd.

Bir sorum daha olacaktı.

habe yerine hätte — tek harf, bütün ton. Türkçedeki “olacaktı” ile birebir aynı iş: soruyu küçültüyor. da ve noch de aynı yönde çalışıyor.

C1

Dürfte ich Sie kurz unterbrechen?

Du bittest um Erlaubnis, statt einfach zu unterbrechen.

Sizi kısaca bölebilir miyim?

dürfte darftan bir basamak daha kibar. Bir memuru ya da doktoru bölmek zorunda kaldığında bu cümle bölmeyi meşru kılıyor. Söz alma kalıplarının tümü register merdiveninde.

C2

Es wäre mir eine große Hilfe, wenn das noch diese Woche ginge.

Du sagst nicht, was du brauchst, sondern was es dir bedeutet — das ist schwerer abzulehnen.

Bu hafta içinde olabilirse benim için büyük bir yardım olur.

İki Konjunktiv II aynı cümlede (wäre, ginge) ve talep hiç emir kipine girmiyor. İnce olan şu: talebi kendi ihtiyacın olarak değil karşı tarafın iyiliği olarak sunuyorsun. Reddetmek artık bir kuralı değil bir insanı reddetmek oluyor.

02 · Anlamadığını yönetmek Werkzeug

Tam ders: Modül 02

Yavaşlatmak — özür dilemeden

B2

Da bin ich gerade nicht mitgekommen — bei welchem Punkt sind wir?

Du sagst, dass du den Faden verloren hast, und gibst gleich die Frage mit, die dir zurückhilft.

Şu an takip edemedim — hangi noktadayız?

mitkommen burada “gelmek” değil, takip etmek. Kilit nokta ikinci yarı: sadece “anlamadım” demiyorsun, karşı tarafa ne yapacağını söylüyorsun. Yönsüz bir “anlamadım” aynı cümlenin aynı hızda tekrarını getirir.

B1

Einen Moment, ich schreibe kurz mit.

Du hältst das Gespräch an, ohne um etwas zu bitten.

Bir saniye, kısaca not alıyorum.

En hafife alınan cümle. Bir izin talebi değil, bir bildirim — o yüzden reddedilemez. Karşı taraf otomatik olarak yavaşlar ve bir daha söyler. Telefonda ve gişede altın değerinde.

C1

Was heißt das in diesem Zusammenhang genau?

Du fragst nicht nach dem Wort, sondern nach seiner Bedeutung in genau diesem Fall.

Bu bağlamda tam olarak ne anlama geliyor?

Was heißt X? bir sözlük sorusu ve seni öğrenci yapıyor. in diesem Zusammenhang eklendiğinde soru uzman sorusuna dönüşüyor: kelimeyi biliyorsun, bu dosyadaki karşılığını istiyorsun. Frist, zumutbar, Nachweis gibi kelimelerde şart.

C1

Können wir das kurz an einem Beispiel durchgehen?

Statt einer Wiederholung willst du einen konkreten Fall.

Bunu kısaca bir örnek üzerinden geçebilir miyiz?

Soyut bir açıklamayı ikinci kez dinlemek nadiren işe yarar. Örnek istemek soyutu somuta çeviriyor ve karşı tarafı basitleştirmeye zorluyor. Doktorda ve okulda en verimli tek soru.

Özetleyip teyit ettirmek — asıl hamle

C1

Ich möchte sichergehen, dass ich Sie richtig verstanden habe: …

Die Standardöffnung, um eine Aussage in eigenen Worten zu wiederholen und bestätigen zu lassen.

Sizi doğru anladığımdan emin olmak istiyorum: …

Bu modülün tek en önemli cümlesi. Anlamadığını hiç söylemiyorsun; kendi cümlenle özetliyorsun ve karşı tarafı onaylamak zorunda bırakıyorsun. Yanlış anladıysan hata orada çıkar — üç hafta sonra bir mektupta değil.

B2

Also konkret: Ich reiche das bis Freitag ein, und Sie melden sich dann bei mir. Richtig?

Du fasst die Absprache in einem Satz zusammen und verlangst ein Ja.

Yani somut olarak: ben cumaya kadar teslim ediyorum, siz sonra bana dönüyorsunuz. Doğru mu?

Formülü ezberle: Also konkret: + kim ne yapacak + Richtig? Sonundaki tek kelime konuşmayı bir anlaşmaya çeviriyor. Her Amt, doktor ve vermieter görüşmesini bu cümleyle kapat.

C1

Habe ich das so richtig im Kopf: Der Antrag läuft schon, es fehlt nur noch der Nachweis?

Weichere Variante — du prüfst dein eigenes Verständnis, nicht die Aussage des anderen.

Doğru mu hatırlıyorum: başvuru zaten işlemde, sadece belge eksik?

Habe ich das richtig im Kopf? — sabit kalıp, birebir çevrilmez. Bir öncekinden daha yumuşak, çünkü sorguladığın şey karşı tarafın sözü değil kendi hafızan. Gergin bir konuşmada bunu seç.

C2

Darf ich das kurz mit meinen Worten zusammenfassen? Ich möchte nicht, dass wir aneinander vorbeireden.

Du übernimmst die Führung des Gesprächs, ohne jemanden zu kritisieren.

Bunu kısaca kendi kelimelerimle özetleyebilir miyim? Birbirimizi duymadan konuşmamızı istemiyorum.

aneinander vorbeireden = aynı konuda konuşup birbirini duymamak. Cümle kimseyi suçlamıyor, “ikimiz” diyor — o yüzden reddedilmesi neredeyse imkânsız. Konuşma çığırından çıkmaya başladığında bunu kullan.

Zaman kazanmak — düşünmek için saniye satın almak

B1

Da muss ich kurz überlegen.

Du sagst offen, dass du nachdenkst — das ist erlaubt und wirkt souverän.

Bir an düşünmem lazım.

Sessizlik Almanca'da bilmemek gibi duyuluyor; “düşünüyorum” demek ise sağlamlık. Aynı sessizlik, adı konduğunda bambaşka bir şeye dönüşüyor.

C1

Wenn ich da kurz einhaken darf …

Die klassische Formel, um sich in ein laufendes Gespräch einzuschalten.

Burada kısaca araya girebilirsem …

einhaken = araya girmek, konuşmaya kancalanmak. Cümleyi bitirmiyorsun — üç nokta bilinçli, çünkü söz zaten sana geçmiş oluyor. Goethe C1 tanımının birebir karşılığı bu kalıptır.

C1

Bevor wir weitergehen — eine Sache noch dazu.

Du hältst das Gespräch an einer Stelle fest, die sonst verloren geht.

Devam etmeden önce — buna dair bir şey daha.

Konu değişmek üzereyken kullanılır. Almanca konuşmalarda gündem hızlı ilerler; geçiştirilen bir noktayı geri getirmenin en kibar yolu bu.

C2

Das würde ich gern noch einmal aufgreifen.

Du holst ein Thema zurück, das schon abgehakt wirkte.

Bunu bir daha ele almak isterim.

aufgreifen = düşen bir konuyu yerden almak. Söz almanın ötesi: gündemi geri çeviriyorsun. Toplantıda, Elterngespräch'te ve banka görüşmesinde en güçlü tek fiil.

03 · Kibarca itiraz etmek ve “hayır” demek Werkzeug

Tam ders: Modül 03

Kısmi onayla açmak — kapıyı kapatmamak

B2

Das stimmt schon, aber es gibt da noch einen Punkt.

Du gibst dem anderen teilweise recht und kündigst gleichzeitig deinen Einwand an.

Bu bir yere kadar doğru, ama bir nokta daha var.

Buradaki schon “çoktan” demiyor — kısmi onay veriyor: “haklısın bir yere kadar”. Türkçede tam karşılığı yok. Tartışmada en kibar açılış ve neredeyse hiç risk taşımıyor.

C1

Ich kann nachvollziehen, wie Sie darauf kommen.

Du zeigst, dass du die Logik des anderen verstehst — ohne ihm zuzustimmen.

Buna nasıl vardığınızı anlayabiliyorum.

nachvollziehen bu kursun en değerli tek fiili: mantığını izleyebilmek, ama katılmak değil. Hiçbir şeyden ödün vermeden karşı tarafı ciddiye almış oluyorsun. verstehen bunun yerine kullanılırsa onay gibi duyulabilir — nachvollziehen duyulmuyor.

C1

In dem Punkt sind wir einig. Bei dem anderen nicht.

Du trennst klar, wo Übereinstimmung ist und wo nicht.

O konuda anlaşıyoruz. Diğerinde anlaşmıyoruz.

İki kısa cümle. Tartışmanın yüzeyini küçültüyor: anlaşılan her şeyi masadan kaldırıp yalnız gerçek anlaşmazlığı bırakıyorsun. Uzun tartışmaları bitiren hamle.

C1

Ich komme zu einem anderen Ergebnis — darf ich sagen, warum?

Du benennst den Widerspruch als Ergebnis, nicht als Meinung, und holst dir den Redeanteil.

Ben başka bir sonuca varıyorum — nedenini söyleyebilir miyim?

Ergebnis (sonuç) Meinung (fikir)'den çok daha güçlü: fikir tartışılır, sonuç gerekçe ister. Sonundaki soru da söz sırasını sana bağlıyor.

İspat yükünü devretmek — dayanaksız “hayır”ı çökertmek

C2

Woran genau machen Sie das fest?

Du verlangst die konkrete Grundlage für die Aussage.

Bunu tam olarak neye dayandırıyorsunuz?

etwas an etwas festmachen = bir şeyi bir şeye dayandırmak. Cümle kaba değil ama karşı tarafı somut olmaya zorluyor. Dayanak yoksa itiraz kendiliğinden çöker — sen hiçbir şey kanıtlamak zorunda kalmazsın.

C1

Können Sie mir sagen, worauf Sie sich dabei stützen?

Höflichere Variante derselben Frage: Welche Regel, welcher Paragraf, welche Akte?

Bu konuda neye dayandığınızı söyleyebilir misiniz?

sich stützen auf + Akk. = dayanmak. Bir öncekinden daha yumuşak ve Amt'ta doğru olan biçim: memur kişisel olarak sorgulanmış olmuyor, sadece dayanağı soruluyor.

B2

Gibt es dazu eine Regelung, die ich nachlesen kann?

Du fragst nach der schriftlichen Quelle, nicht nach der Person.

Bu konuda okuyabileceğim bir düzenleme var mı?

En zararsız biçim ve en çok işe yarayanı: kimseyi suçlamıyor, sadece kaynağı istiyor. Çok sayıda sözlü ret, kaynağı sorulduğunda kendiliğinden düzeliyor — çünkü aslında kaynak yoktu.

C2

Ich frage nicht, um Ihnen Arbeit zu machen — ich möchte es nur richtig verstehen.

Du entschärfst deine eigene Hartnäckigkeit, bevor sie als Angriff ankommt.

Size iş çıkarmak için sormuyorum — sadece doğru anlamak istiyorum.

Üç üst üste soru sorduysan bu cümle havayı kurtarıyor. Bunu ısrarın ortasında kullan, sonunda değil: ısrar sürüyor ama artık düşmanca duyulmuyor.

Reddetmek ve geri adım atmak

B2

Das möchte ich so nicht machen.

Ein klares Nein, das nur die Sache ablehnt, nicht die Person.

Bunu bu şekilde yapmak istemiyorum.

Kilit kelime so: bu şekilde istemiyorsun. Bu, konuyu tamamen kapatmıyor ve karşı tarafa başka bir teklif alanı bırakıyor. Das mache ich nicht kapıyı çarpmak olurdu.

B2

Ich möchte mir das erst überlegen, bevor ich unterschreibe.

Du verweigerst nicht — du verschiebst, und zwar mit einem unangreifbaren Grund.

İmzalamadan önce bunu düşünmek istiyorum.

Bankada, sigortada ve kapıdaki satıcıda tek en değerli cümle. Reddetmiyorsun, erteliyorsun — ve ertelemeye itiraz edilemez. Baskı altında imzalatmanın panzehri.

C1

Da bin ich zu weit gegangen, das nehme ich zurück.

Du korrigierst dich selbst, bevor der andere es tun muss.

Orada fazla ileri gittim, geri alıyorum.

etwas zurücknehmen = söylediğini geri almak. Bunu söylemek güç kaybı değil güç gösterisi: kendini düzelten kişi, düzeltilen kişiden daha sağlam durur. Gergin bir konuşmayı kurtaran cümle.

C2

Sie haben recht, das war mein Fehler. Wie machen wir es jetzt?

Du gibst den Fehler zu und lenkst im gleichen Satz auf die Lösung.

Haklısınız, bu benim hatamdı. Şimdi nasıl yapıyoruz?

İki cümle ama tek hamle. Hatayı kabul etmek karşı tarafın elindeki bütün mühimmatı alıyor; ikinci cümle de konuşmayı suçlamadan çözüme çeviriyor. Bunu söyleyen kişi tartışmayı kaybetmiş olmuyor, bitirmiş oluyor.

04 · Modalpartikel: cümleyi almanlaştırmak Werkzeug

Tam ders: Modül 04

İlk iki adım: mal ve denn — zararsız olanlar

B1

Schauen Sie mal, hier steht das Datum.

„mal“ macht aus einer Anweisung eine Bitte. Ohne „mal“ klingt derselbe Satz wie ein Befehl.

Bir bakın, burada tarih yazıyor.

Almanca emir kipini yaşanabilir kılan tek kelime. Türkçedeki “bir bakın” ile birebir aynı iş: eylemi küçük ve zararsız gösteriyor. Bugün kullanmaya başlayabileceğin tek partikel bu — yanlış kullanma riski neredeyse sıfır.

B1

Was heißt das denn für meinen Antrag?

„denn“ nimmt der Frage die Härte und macht aus einem Verhör echtes Interesse.

Bu benim başvurum için ne anlama geliyor ki?

grammis'in altını çizdiği kural: denn yalnızca soruda geçer; düz cümlede kullanırsan cümle bozulur. Partikelsiz Almanca sorular kolayca sorgulama gibi duyuluyor — denn onları meraka çeviriyor. Türkçedeki “ki”ye çok yakın.

B2

Sagen Sie doch mal, wie lange das üblicherweise dauert.

Zwei Partikeln zusammen: „doch mal“ ist die weichste Form einer direkten Aufforderung.

Söylesenize, bu genelde ne kadar sürüyor?

doch ve mal birleşiyor ve birlikte tek bir iş yapıyor: emri arkadaşça bir dürtüye çeviriyor. Türkçedeki “söylesenize” ile aynı ton. Sıra sabit: doch mal, asla mal doch.

B2

Wie sieht das denn bei Ihnen normalerweise aus?

Eine offene Frage, die den anderen zum Erzählen bringt, statt eine Antwort zu erzwingen.

Sizde bu normalde nasıl oluyor?

Gişede ve telefonda çok işe yarar: karşı tarafı kuralı anlatmaya davet ediyorsun. İnsanlar kendi işlerinin nasıl yürüdüğünü anlatmayı sever — ve o anlatının içinde senin işine yarayan bilgi çıkar.

Üçüncü adım: doch ve ja — ortak bilgiye atıf

B2

Das hatten wir doch so besprochen.

„doch“ erinnert an etwas, das beide wissen — mit einem leisen Vorwurf.

Bunu böyle konuşmuştuk ya.

doch burada “ama” değil: ortak bilgiye atıf yapıyor. Partikelsiz hâli bilgi verir; dochlu hâli “ikimiz de biliyoruz” der. Türkçedeki “ya” eki ile aynı iş. Sözünden dönen biriyle konuşurken bu tek kelime bir paragraf değerinde.

C1

Die Frist ist ja schon abgelaufen.

Unbetontes „ja“: Du behandelst die Tatsache als gemeinsam bekannt und musst sie nicht belegen.

Süre zaten dolmuş durumda.

Vurgusuz ja bir gerçeği tartışma dışına çıkarıyor: “bunu ikimiz de biliyoruz” diyor ve ispat yükünü ortadan kaldırıyor. İnce ama güçlü bir hamle — özellikle senin lehine olan bir gerçeği söylerken.

B2duyacaksın

Das ist ja interessant!

Betontes „ja“: echte Überraschung, in diesem Moment entstanden.

Bu ilginç ya!

Aynı kelime, ters iş — ayıran şey vurgu. Vurgusuz ja = ortak bilgi; vurgulu ja = şaşkınlık. grammis bunları ayrı girdiler olarak listeliyor. Bunu tanımak üretmekten önemli.

B2

Kommen Sie doch einfach vorbei, wenn es passt.

Im Imperativ dreht „doch“ die Richtung: aus Nachdruck wird eine unaufdringliche Einladung.

Uygun olursa uğrayın işte.

Dikkat: doch düz cümlede sitem, emir kipinde davet. Yani partikelin işi cümle türüne göre değişiyor — grammis'in “Satzmodus-Sensitivität” dediği şey tam bu.

Dördüncü adım: eben/halt ve wohl — kapatmak ve tahmin

B2

Dann muss ich eben noch einmal hinfahren.

„eben“ heißt: Es ist so, es ändert sich nicht, Diskussion beendet.

O zaman bir daha gitmem gerekecek işte.

Konuşmayı bitiren partikel: tartışılacak bir şey kalmadığını söylüyor. Şikâyet değil, kabul. halt aynı işi yapar ama güneyde (Bavyera, BW, Avusturya) baskındır; eben kuzeyde ve yazı dilinde. Çevrendekini kopyala — hangisini kullandığın nerede yaşadığını söyler.

B2duyacaksın

Das ist halt so bei uns.

Süddeutsche Variante von „eben“: resignierte Feststellung.

Bizde böyle işte.

Bunu duyacaksın ve doğru anlamalısın: karşı taraf sana bir kural açıklamıyor, değiştirmeye çalışmanın boşuna olduğunu söylüyor. Cevabın ya kabul ya da Modül 08'deki eskalasyon — ama tartışma değil.

C1

Da ist wohl etwas durcheinandergekommen.

„wohl“ macht aus einer Behauptung eine Vermutung — niemand wird beschuldigt.

Görünüşe göre bir şeyler karışmış.

Bu modülün en diplomatik cümlesi. Bir hata olduğunu söylüyorsun ama kimseyi suçlamıyorsun — wohl iddiayı tahmine çeviriyor. Amt'ta, bankada ve okulda bir hatayı bildirmenin en güvenli yolu. Yanlış çıkarsan da yalan söylemiş olmuyorsun.

C1

Sie haben das wohl noch nicht bekommen, oder?

Du unterstellst nichts, sondern gibst dem anderen einen bequemen Ausweg.

Bunu henüz almamışsınız, değil mi?

wohl + oder? birleşimi karşı tarafa rahat bir çıkış veriyor: “kaybettiniz” demek yerine “gelmemiş olmalı” diyorsun. Kaybolmuş bir evrağı sormanın en verimli biçimi — suçlama olmadığı için karşı taraf aramaya başlıyor.

İleri hamleler: schon, eigentlich, ruhig

C1

Das stimmt schon, nur passt es hier nicht.

„schon“ gibt teilweise recht und kündigt den Einwand an.

Doğru bir yere kadar, ama buraya uymuyor.

Modül 03'ün açılış hamlesinin partikeli. schon burada “çoktan” değil: kısmi onay veriyor. Tartışmada en kibar açılış.

C1

Wie läuft das eigentlich, wenn man umzieht?

„eigentlich“ öffnet ein Nebenthema, ohne das Hauptthema zu stören.

Bu arada, taşınınca bu nasıl işliyor?

Soruyu gündemin dışına koyuyor: ana konuyu tehlikeye atmadan yan bir soru sıkıştırıyorsun. Amt'ta ve doktorda çok işe yarar. grammis'in örneği: Wie heißt eigentlich dein Hund?

C1

Fragen Sie ruhig nach, wenn etwas unklar ist.

„ruhig“ gibt Erlaubnis und nimmt die Scheu — es hat nichts mit „still“ zu tun.

Bir şey belirsizse sormaktan çekinmeyin.

grammis'e göre vurgulu ruhig yalnız emir kipinde geçiyor. Emri emirlikten çıkarıp izne çeviriyor. Kelimenin “sakin” anlamıyla hiç ilgisi yok — bu yüzden sözlükten öğrenilemiyor.

C2duyacaksın

Das war vielleicht ein Chaos!

Betontes „vielleicht“ heißt hier NICHT „möglicherweise“, sondern „was für ein …“.

Ne karmaşaydı ama!

Listedeki en sinsi partikel: aynı kelime normalde “belki” demek, ama vurgulanınca ve ünlem cümlesinde anlamı tersine dönüyor. Karşı taraf bunu söylerse “belki” diye anlamamalısın. Üretmen gerekmiyor — tanıman gerekiyor.

05 · Telefon: hotline, Warteschleife, doğru kişiye ulaşmak Werkzeug

Tam ders: Modül 05

Makine ve bekleme — bunları duyacaksın

B2duyacaksın

Bitte wählen Sie: Für Fragen zu bestehenden Verträgen die Eins, für alles Weitere die Zwei.

Die Standard-Bandansage. Der wichtigste Teil kommt immer nach dem Wort „für“.

Seçim yapın: mevcut sözleşmelerle ilgili sorular için bir, diğer her şey için iki.

Dinleme stratejisi: tüm cümleyi anlamaya çalışma. Sadece für … ile başlayan parçaları yakala — sayı hep sonda gelir. Anlamadıysan hiçbir tuşa basma: çoğu sistem zaman aşımında seni bir insana bağlar.

B2duyacaksın

Alle Plätze sind derzeit belegt. Die voraussichtliche Wartezeit beträgt acht Minuten.

Alle Mitarbeiter sind im Gespräch; die Zahl am Ende ist die geschätzte Wartezeit.

Tüm hatlar şu anda meşgul. Tahmini bekleme süresi sekiz dakika.

belegt = dolu, meşgul. voraussichtlich = tahmini. Bu cümleyi duyunca kâğıt kalem al: bekleme süresi, hazırlanmak için sana verilen zaman. Açılış cümlenizi o sekiz dakikada iki kez sesli tekrar et.

B1duyacaksın

Ich verbinde Sie weiter, bleiben Sie bitte am Apparat.

Du wirst zu einer anderen Person durchgestellt — nicht auflegen.

Sizi aktarıyorum, lütfen hatta kalın.

am Apparat bleiben = hatta kalmak (sabit kalıp). Kritik hamle: aktarılmadan önce konuştuğun kişinin adını al. Aktarma koparsa geri dönebileceğin tek şey o isim.

B2duyacaksın

Da sind Sie bei mir leider falsch, ich gebe Ihnen die richtige Nummer.

Falsche Abteilung — aber immerhin bekommst du eine konkrete Nummer.

Maalesef yanlış yere düştünüz, size doğru numarayı vereyim.

Numarayı alırken mutlaka tekrar ederek teyit et. Ayrıca sor: Und wen soll ich da verlangen? — bir isimle aramak, bir numarayla aramaktan çok daha hızlı sonuç veriyor.

Açılış: konuyu 20 saniyede vermek

B2

Guten Tag, mein Name ist Güleç. Es geht um meinen Antrag vom zwölften März, Aktenzeichen 4711.

Name, Anliegen und Aktenzeichen in einem Satz — der Mitarbeiter kann sofort suchen.

İyi günler, adım Güleç. On iki Mart tarihli başvurumla ilgili, dosya numarası 4711.

Formül: isim + Es geht um … + tarih + Aktenzeichen. Bunu ezberle ve her aramada aynı sırayla söyle. Karşı taraf sen konuşurken dosyayı açıyor — yani bu cümle sana bir dakika kazandırıyor.

C1

Ich habe eine kurze Frage, dafür bin ich vielleicht bei Ihnen falsch — dann sagen Sie es mir gern.

Du gibst zu, dass du die richtige Stelle nicht kennst, und lädst zur Weiterleitung ein.

Kısa bir sorum var, belki yanlış yere düşmüşümdür — öyleyse söyleyin lütfen.

Hangi departmanı arayacağını bilmediğinde bunu kullan. Karşı tarafı savunmadan çıkarıyor ve seni aktarmaya davet ediyor — “bu bizim işimiz değil” cümlesinin önünü kesiyor.

C1

Ich fasse es kurz, damit Sie gleich sehen, worum es geht.

Du kündigst Kürze an — das kauft dir Aufmerksamkeit für die nächsten zwanzig Sekunden.

Kısa tutuyorum, hemen neyle ilgili olduğunu görün.

Karmaşık bir konuda bunu anlatmaya başlamadan söyle. Kısalık sözü vermek dikkat satın alıyor. Sonra gerçekten kısa tut — söz tutulmazsa bir daha işlemez.

C1

Habe ich Sie richtig verstanden, dass ich mich an die Fachabteilung wenden muss?

Du bestätigst die Weiterleitung, bevor du sie annimmst.

Sizi doğru anladım mı: uzman birime başvurmam mı gerekiyor?

Aktarılmadan önce nereye aktarıldığını teyit et. Yoksa hat koptuğunda baştan başlarsın. sich wenden an + Akkusativ.

Kapanış: üç şeyi almadan telefonu bırakmamak

C1

Mit wem habe ich gesprochen? Ich notiere mir den Namen für meine Unterlagen.

Du fragst nach dem Namen und sagst gleich, warum — das nimmt der Frage jede Schärfe.

Kiminle görüştüm? İsmi kayıtlarım için not alıyorum.

Bu modülün en önemli cümlesi. Bir isim not alındığı an konuşmanın niteliği değişiyor: söylenen şeyin bir sahibi oluyor. Gerekçeyi ekle (für meine Unterlagen) — çıplak bir isim sorusu tehdit gibi duyulabiliyor.

B2

Bis wann kann ich mit einer Antwort rechnen?

Du verlangst ein Datum, nicht eine Absicht.

Ne zamana kadar bir cevap bekleyebilirim?

mit etwas rechnen = bir şeyi beklemek, hesaba katmak. “Bakacağız” bir cevap değil; tarih bir cevap. Tarih olmadan ikinci aramanın dayanağı da olmaz.

C1

Können Sie mir das bitte noch kurz per E-Mail bestätigen?

Du machst aus dem Telefonat einen Beleg — mit dem billigsten möglichen Aufwand für den anderen.

Bunu kısaca e-postayla teyit edebilir misiniz?

bestätigen (teyit etmek) schickenden güçlü: karşı taraf yeni bir şey yazmıyor, sadece söylediğini onaylıyor. kurz ve per E-Mail de zahmeti düşürüyor. Telefonda alınan sözü belgeye çeviren cümle.

B2

Ich fasse zusammen: Sie prüfen das, und ich höre bis Freitag von Ihnen. Richtig?

Der Standard-Abschluss: Absprache in einem Satz, danach ein Ja.

Özetliyorum: siz kontrol ediyorsunuz, ben cumaya kadar sizden haber alıyorum. Doğru mu?

Modül 02'nin kapanış kalıbı, telefon versiyonu. Her aramayı bununla bitir. Richtig? konuşmayı bir anlaşmaya çeviriyor ve “ben öyle demedim” kapısını kapatıyor.

06 · Randevu almak ve Amt'a hazırlıklı gitmek Amt

Tam ders: Modül 06

Randevu koparmak — sistem dolu dediğinde

B1

Ich würde gern einen Termin vereinbaren. Was haben Sie als Nächstes frei?

Die Standardformel. „vereinbaren“ ist das richtige Verb für einen Termin, nicht „nehmen“ oder „machen“.

Bir randevu almak istiyorum. En yakın ne zaman boşunuz?

einen Termin vereinbaren — sabit kalıp. einen Termin nehmen Türkçeden çeviri kokuyor ve Almancada yanlış.

C2

Falls jemand abspringt: Würden Sie mich auf die Warteliste setzen und mich kurz anrufen?

Du fragst nicht nach einem Termin, sondern nach den Lücken im System.

Biri iptal ederse: beni bekleme listesine alıp kısaca arar mısınız?

Bu modülün en değerli cümlesi. abspringen = son anda vazgeçmek. Aylık bekleme süresini günlere indiren şey bu tek soru — ve neredeyse hiç kimse sormuyor. Randevu sistemi doluyken bile iptaller her gün oluyor.

B2

Ich bin zeitlich flexibel, auch kurzfristig und auch früh morgens.

Du gibst deine Flexibilität ab und bekommst dafür einen früheren Termin.

Zaman konusunda esnekim, kısa vadede de, sabah erken de olur.

Esnekliği peşin ver. kurzfristig (kısa vadeli) kelimesi kritik: seni iptal listesinin başına koyuyor. Bu takas neredeyse her zaman işliyor.

B2

Gibt es bei Ihnen eine offene Sprechstunde ohne Termin?

Manche Ämter haben feste Zeiten, zu denen man ohne Termin kommen kann — das steht selten auf der Website.

Sizde randevusuz açık görüşme saati var mı?

Çok az kişinin bildiği bir kapı. Birçok Bürgeramt'ın haftada bir randevusuz saati var ama sitede yazmıyor. Sorulmadan söylenmiyor.

Gitmeden önceki tek soru

B2

Welche Unterlagen muss ich mitbringen, damit ich nicht umsonst komme?

Du fragst nach der vollständigen Liste und nennst gleich den Grund: ein zweiter Weg soll vermieden werden.

Boşuna gelmemek için hangi evrakları getirmem gerekiyor?

umsonst = boşuna, karşılıksız. Gerekçeyi eklemek önemli: karşı taraf artık listeyi eksiksiz vermeye motive oluyor, çünkü senin geri gelmen ona da iş.

C1

Können Sie mir die Liste kurz per E-Mail schicken? Dann bringe ich garantiert alles mit.

Du willst die Liste schriftlich — und begründest es mit dem Vorteil des anderen.

Listeyi kısaca e-postayla gönderebilir misiniz? O zaman kesinlikle her şeyi getiririm.

Sözlü liste unutuluyor ve kanıtlanamıyor. Bir evrak eksik çıktığında “bana söylenmedi” demenin tek yolu yazılı listedir. Gerekçe yine karşı tarafın çıkarına bağlanmış.

B1

Reicht eine Kopie oder brauchen Sie das Original?

Eine kleine Frage, die eine ganze zweite Fahrt verhindern kann.

Fotokopi yeter mi, orijinali mi gerekiyor?

En sık yapılan hata bu. das Original / die Kopie / die beglaubigte Kopie (onaylı kopya) — üçü ayrı şey ve Amt hangisini istediğini söylemiyor. Sor.

B2

Muss meine Frau mitkommen oder reicht eine Vollmacht?

Du klärst vorher, ob du allein handeln darfst.

Eşimin de gelmesi gerekiyor mu, vekâletname yeter mi?

die Vollmacht = vekâletname. Aile işlerinde (Kindergeld, Anmeldung, Elterngeld) bu soru bir randevu kurtarıyor. Vekâletname genelde yeter ama önceden sormazsan bilemezsin.

Gişede — ve iş bitmediğinde

B2

Ich habe alles dabei, was auf der Liste stand. Schauen Sie bitte, ob etwas fehlt.

Du legst die Verantwortung für die Vollständigkeit sofort auf den Tisch.

Listede yazan her şeyi getirdim. Lütfen bir eksik var mı diye bakın.

Açılış cümlesi olarak kullan. Eksiklik varsa ilk dakikada ortaya çıkar, on dakika sonra değil — ve o zaman hâlâ çözüm bulunabilir.

C1

Wenn heute etwas fehlt: Kann ich das nachreichen, ohne einen neuen Termin zu brauchen?

Du sicherst dir den Rückweg, bevor du ihn brauchst.

Bugün bir şey eksikse: yeni randevu almadan sonradan tamamlayabilir miyim?

Bunu eksiklik çıkmadan önce sor. nachreichen = sonradan teslim etmek. Cevap genelde “evet, bana doğrudan getirin” oluyor — ama o cevabı almak için sormak gerekiyor.

B2

Können Sie mir aufschreiben, was genau noch fehlt?

Du verlangst die Fehlliste schriftlich, damit beim zweiten Mal nichts Neues dazukommt.

Tam olarak neyin eksik olduğunu yazabilir misiniz?

Klasik tuzak: ikinci gelişinde başka bir evrak isteniyor. Yazılı liste bunu engelliyor. aufschreiben yeterli — resmî bir belge istemiyorsun, bir kâğıt istiyorsun.

C1

Darf ich Ihren Namen notieren? Dann komme ich direkt zu Ihnen zurück.

Du bindest den Fall an eine Person — und gibst ihr gleichzeitig einen Vorteil.

Adınızı not alabilir miyim? O zaman doğrudan size dönerim.

İkinci gelişinde kuyruğa girmemenin yolu. Gerekçe karşı tarafın işine de geliyor: dosyayı bilen kişi yeniden anlatılmasını dinlemek zorunda kalmıyor. Modül 05'in isim alma hamlesinin gişe versiyonu.

07 · Bescheid okumak: Frist, Rechtsgrundlage, Widerspruch Amt

Tam ders: Modül 07

Mektupta ilk aranacak dört şey

C1duyacaksın

Ihrem Antrag kann nicht entsprochen werden.

Das ist die Ablehnung. Sie steht meist im ersten Absatz, ohne das Wort „nein“.

Başvurunuza karşılık verilemez.

Bu cümle “reddedildi” demektir. Almanca idari dilde ret hiçbir zaman nein ile yazılmıyor. Bu kalıbı gördüğün an mektubun en sonuna atla ve Rechtsbehelfsbelehrung'i bul.

C1duyacaksın

Die Entscheidung beruht auf § 7 Absatz 2 des Gesetzes.

Das ist die Rechtsgrundlage — die Regel, auf die sich die Behörde stützt.

Karar, kanunun 7. maddesinin 2. fıkrasına dayanmaktadır.

beruhen auf + Dativ = dayanmak. Bu maddeyi ara ve okugesetze-im-internet.de ücretsiz. Sıklıkla madde senin durumunu tam karşılamıyor, ve itirazın en güçlü noktası tam orada.

C1duyacaksın

Gegen diesen Bescheid können Sie innerhalb eines Monats nach Bekanntgabe Widerspruch einlegen.

Die Rechtsbehelfsbelehrung. Sie steht am Ende und nennt Frist, Form und Adresse.

Bu karara karşı, bildirimden itibaren bir ay içinde itiraz edebilirsiniz.

Mektuptaki en önemli paragraf ve hep en sonda. Süre: bir ay (§ 70 VwGO). Kritik olan nach Bekanntgabe — süre mektubun yazıldığı gün değil, sana ulaştığı gün başlıyor.

C2duyacaksın

Der Bescheid ergeht vorbehaltlich der Prüfung Ihrer Einkommensnachweise.

Die Entscheidung ist noch nicht endgültig — sie hängt an einer Bedingung.

Karar, gelir belgelerinizin incelenmesi kaydıyla verilmiştir.

vorbehaltlich = kaydıyla, şartıyla. Bu kelime varsa karar kesin değil — ne lehine ne aleyhine. Olumlu bir karar bile geri alınabilir; yani parayı harcamadan önce şartın ne olduğunu öğren.

Süreyi kurtarmak — en değerli tek bilgi

B2

Ab welchem Tag genau läuft die Frist?

Du fragst nach dem Startdatum, nicht nach der Länge der Frist.

Süre tam olarak hangi günden itibaren işliyor?

Süre uzunluğu mektupta yazıyor; başlangıç günü yazmıyor. Ve bütün hesap ondan çıkıyor. Bu soruyu telefonda sor ve cevabı yaz.

C2

In dem Bescheid fehlt eine Rechtsbehelfsbelehrung — gilt dann die Jahresfrist?

Wenn die Belehrung fehlt oder falsch ist, verlängert sich die Frist auf ein Jahr.

Kararda itiraz yolu bildirimi eksik — o zaman bir yıllık süre mi geçerli?

Elindeki en güçlü tek bilgi. § 58 VwGO: Rechtsbehelfsbelehrung eksik ya da yanlışsa süre bir ay değil bir yıl olur. Süreyi kaçırdığını sandığın bir dosya bu yüzden hâlâ canlı olabilir — mektubun sonuna bak.

C2yazıda

Ich lege vorsorglich Widerspruch ein und reiche die Begründung nach.

Du sicherst die Frist heute und schreibst die Begründung später.

Tedbir amaçlı itiraz ediyorum, gerekçeyi sonradan sunacağım.

Bu modülün taktik özü. Widerspruch için ayrıntılı gerekçe şart değil (Verbraucherzentrale de böyle diyor). Yani süre dolmadan tek paragrafla itirazı kaydet, gerekçeyi rahat rahat sonra yaz. vorsorglich = tedbir amaçlı.

C1yazıda

Können Sie mir den Eingang meines Widerspruchs bitte schriftlich bestätigen?

Du willst einen Beleg dafür, dass der Widerspruch rechtzeitig angekommen ist.

İtirazımın ulaştığını yazılı olarak teyit edebilir misiniz?

Süreyi tuttuğunu kanıtlayabilmek gerekiyor. En güvenli yol: Einschreiben (iadeli taahhütlü) ya da e-postayla gönderip teyit istemek. Teyit gelmezse ikinci kez gönder.

İtirazın kendisi — tek paragraf

B2yazıda

Gegen den Bescheid vom 3. September, Aktenzeichen 4711, lege ich Widerspruch ein.

Der Kernsatz. Datum und Aktenzeichen machen ihn eindeutig zuordenbar.

3 Eylül tarihli, 4711 sayılı karara karşı itiraz ediyorum.

Bu cümle tek başına geçerli bir Widerspruch'tur. Tarih + Aktenzeichen + lege ich Widerspruch ein. Fazlası bugün gerekmiyor. Süre dolmak üzereyse sadece bunu gönder.

C1yazıda

Eine ausführliche Begründung reiche ich innerhalb der nächsten zwei Wochen nach.

Du kündigst die Begründung an — damit ist der Widerspruch vollständig genug.

Ayrıntılı gerekçeyi önümüzdeki iki hafta içinde sunacağım.

Yukarıdaki cümlenin ikinci yarısı. İkisi birlikte üç satırlık bir mektup ve süreyi kurtarıyor. Kendine verdiğin tarihi de tutmaya çalış.

C2yazıda

Ich bitte um Einsicht in die Akte, bevor ich die Begründung einreiche.

Du machst von deinem Recht Gebrauch, deine eigene Akte zu lesen.

Gerekçeyi sunmadan önce dosyayı inceleme talep ediyorum.

Bu bir haktır ve çok az kişi kullanıyor. Einsicht nehmen in + Akk. Dosyada senin hiç görmediğin notlar, hesaplamalar ve iç yazışmalar var — itirazının gerçek gerekçesi genelde orada bulunuyor.

C2

Ich lege Widerspruch ein. Das ist nicht persönlich gemeint — ich möchte nur, dass die Sache noch einmal angesehen wird.

Du schützt die Beziehung zur Person, während du dich gegen die Entscheidung wehrst.

İtiraz ediyorum. Kişisel değil — sadece konunun bir daha incelenmesini istiyorum.

Telefonda ya da gişede söylenir. Memur kendi kararını savunmak zorunda kalmıyor ve senin dosyan düşmanca bir dosya olmuyor. İlerideki her temas için fark yaratır — ve aynı memurla muhtemelen yine karşılaşacaksın.

08 · “Das geht nicht” duyduğunda — eskalasyon merdiveni Amt

Tam ders: Modül 08

Basamak 1–2: gerekçe ve yazılı

B1

Können Sie mir sagen, warum das nicht geht?

Erste Stufe. Du fragst nach dem Grund, nicht nach einer anderen Antwort.

Bunun neden olmadığını söyleyebilir misiniz?

Bu ilk basamak ve atlanmaz. Çoğu “hayır” burada çöküyor, çünkü gerekçe yok. Soru yumuşak — kimseyi zorlamıyor, sadece bir sebep istiyor. Cevap gelmezse zaten cevabın var.

C1

Geht es grundsätzlich nicht, oder geht es heute nicht?

Du trennst das Verbot vom Umstand — zwei völlig verschiedene Antworten.

Bu esasen mi olmuyor, yoksa bugün mü olmuyor?

Bu modülün en verimli tek sorusu. grundsätzlich = esasen, kural olarak. Soru “hayır”ı ikiye kesiyor: yasak mı, engel mi? Cevap “heute nicht” ise problem çözülebilir bir şeye dönüşüyor — ve sıklıkla cevap o oluyor.

C1

Können Sie mir das bitte kurz schriftlich geben? Dann kann ich mich danach richten.

Zweite Stufe. Ein Nein, das aufgeschrieben werden muss, wird oft noch einmal geprüft.

Bunu kısaca yazılı verebilir misiniz? O zaman ona göre hareket ederim.

Yazılı bir ret kayda geçiyor ve gerekçesi zayıfsa yazan kişi bunu fark ediyor. Çok sayıda sözlü ret, yazılı istenince “bir daha bakayım”a dönüşüyor. sich danach richten = ona göre hareket etmek.

C1

Ich möchte Ihnen keine Arbeit machen — mir reicht ein Satz per E-Mail.

Du senkst die Kosten deiner Bitte, damit sie nicht abgelehnt wird.

Size iş çıkarmak istemiyorum — e-postayla bir cümle yeter.

Yazılı talebin yanına her zaman bunu ekle. Ret gerekçesinin en yaygın hâli zahmet; zahmeti kaldırınca ret için sebep kalmıyor.

Basamak 3–4: dayanak ve istisna

C1

Auf welche Regelung stützen Sie sich dabei?

Dritte Stufe. Du verlangst die Quelle — nicht die Meinung der Person.

Bu konuda hangi düzenlemeye dayanıyorsunuz?

sich stützen auf + Akk. Kişiyi değil kaynağı sorguluyorsun — bu ayrım cümleyi saldırgan olmaktan kurtarıyor. Kaynak yoksa “hayır” zaten kural değildi.

C2

Gibt es dazu eine Ausnahmeregelung oder einen Ermessensspielraum?

Vierte Stufe. Viele Regeln haben eine Ausnahme, die nur auf Nachfrage genannt wird.

Bu konuda bir istisna düzenlemesi ya da takdir yetkisi var mı?

Anahtar kelime: Ermessen. Alman idare hukukunda memurun çok sayıda kararda takdir yetkisi var — ama takdir yetkisi sorulmadıkça kullanılmıyor, çünkü kullanmak gerekçe yazmayı gerektiriyor. Bu kelimeyi bilmek seni azınlığa sokuyor.

C1

Wie machen andere das in meiner Situation?

Du fragst nicht nach einer Ausnahme, sondern nach dem üblichen Weg — das ist leichter zu beantworten.

Benim durumumda olanlar bunu nasıl yapıyor?

Çok az bilinen ve çok etkili bir hamle. Memur bir istisna vermek istemiyor ama bir yol göstermek istiyor — ikisi onun için bambaşka şeyler. Bu soru ona ikincisini yapma imkânı veriyor.

C2

Was würden Sie an meiner Stelle jetzt machen?

Du machst den Gegenüber zum Berater statt zum Gegner.

Benim yerimde olsanız şimdi ne yapardınız?

Merdivenin en insani basamağı. Karşı tarafı hasım konumundan çıkarıp danışman konumuna koyuyorsun. İnsanlar yardım etmeyi sever — sadece kurala karşı yardım etmeyi sevmez. Bu soru istediğin şeyi kurala karşı değil, kuralın etrafında arıyor.

Basamak 5: yukarı çıkmak — ve köprüyü yakmamak

C2

Ich möchte das nicht über Ihren Kopf hinweg machen: Können Sie das mit Ihrer Vorgesetzten kurz klären?

Du eskalierst MIT der Person, nicht gegen sie.

Bunu sizi atlayarak yapmak istemiyorum: bunu üstünüzle kısaca netleştirebilir misiniz?

Bu modülün en önemli cümlesi. über jemandes Kopf hinweg = birini atlayarak. Eskalasyonu onunla birlikte yapıyorsun — o yüzden savunmaya geçmiyor, hatta sıklıkla kendisi gidip soruyor. Doğrudan üstüne gitmek ise seni bir daha yardım almayacağın birine dönüştürüyor.

B2

Wenn das hier nicht geht: An wen müsste ich mich damit wenden?

Du akzeptierst das Nein für diese Stelle und fragst nach der nächsten.

Burada olmuyorsa: bununla kime başvurmam gerekir?

Reddi kabul etmiş gibi görünüyorsun ama yolu kapatmıyorsun. sich wenden an + Akkusativ. Bu soru neredeyse hiç reddedilmiyor, çünkü karşı taraf için bir kurtuluş: sorumluluğu devrediyor.

C2

Ich möchte das nicht eskalieren, aber ich brauche eine Lösung. Was schlagen Sie vor?

Du benennst die Eskalation, ohne sie zu vollziehen — und gibst dem anderen die letzte Chance.

Bunu tırmandırmak istemiyorum ama bir çözüme ihtiyacım var. Ne öneriyorsunuz?

Tehdidi söylemeden masaya koyuyorsun ve hemen ardından karşı tarafa inisiyatifi geri veriyorsun. En sık işleyen son basamak: kimse tırmanmak istemiyor, ve sen ona çıkış veriyorsun.

C1

Danke, dass Sie sich die Zeit genommen haben — auch wenn es diesmal nicht geklappt hat.

Du schließt freundlich ab, obwohl du nichts bekommen hast. Das ist eine Investition in das nächste Mal.

Zaman ayırdığınız için teşekkürler — bu kez olmasa bile.

Bu cümleyi atlama. Aynı Amt'a, büyük ihtimalle aynı memura yine gideceksin. Kaybettiğin bir görüşmeyi iyi kapatmak, kazandığın bir görüşme kadar değerli — ve bir dahaki sefer seni hatırlıyor.

09 · Krankenkasse, Finanzamt, Familienkasse — yazışma dili Amt

Tam ders: Modül 09

İskelet: her resmî yazının dört satırı

B2yazıda

Betreff: Widerspruch — Aktenzeichen 4711, Bescheid vom 3. September

Der Betreff nennt die Handlung, das Aktenzeichen und das Datum. Nichts sonst.

Konu: İtiraz — Dosya no 4711, 3 Eylül tarihli karar

Betreff bir cümle değil, bir etikettir. Formül: ne yapıyorsun + Aktenzeichen + tarih. “Frage zu meinem Antrag” gibi belirsiz bir Betreff mektubu yanlış masaya düşürüyor.

B1yazıda

Sehr geehrte Damen und Herren,

Die Standardanrede, wenn du keinen Namen hast. Nach dem Komma folgt ein Kleinbuchstabe.

Sayın Yetkili,

İsim biliyorsan mutlaka kullan: Sehr geehrte Frau Wagner,. Virgülden sonraki cümle küçük harfle başlıyor — Almanca resmî yazının en sık yapılan biçim hatası.

C1yazıda

ich beziehe mich auf Ihren Bescheid vom 3. September, Aktenzeichen 4711.

Der erste Satz verankert den Brief in einem konkreten Dokument.

3 Eylül tarihli, 4711 sayılı kararınıza atıfla yazıyorum.

sich beziehen auf + Akk. = atıfta bulunmak. İlk cümle her zaman bir belgeye bağlanır — böylece mektup dosyaya doğru düşüyor. Küçük harfle başlıyor, çünkü hitaptan sonra virgül var.

C1yazıda

Ich bitte Sie, mir bis zum 20. September eine schriftliche Antwort zu geben.

Der Schlusssatz nennt genau eine Handlung und genau ein Datum.

20 Eylül'e kadar bana yazılı bir cevap vermenizi rica ediyorum.

Süre koymak mektubun en önemli parçası. Süresiz bir talep sıraya giriyor; süreli bir talep takip edilebiliyor. Tarihi kendin seç — makul olsun (iki hafta), ama olsun.

Eksik bilgi ve hata bildirmek — suçlamadan

C1yazıda

In der Berechnung ist mir eine Unstimmigkeit aufgefallen.

Du meldest einen Fehler, ohne jemandem einen Fehler vorzuwerfen.

Hesaplamada bir tutarsızlık dikkatimi çekti.

die Unstimmigkeit = tutarsızlık — der Fehler'den çok daha diplomatik. mir ist aufgefallen (dikkatimi çekti) da özneyi yumuşatıyor: sen suçlamıyorsun, fark ettin.

C1yazıda

Vermutlich liegt hier eine Verwechslung vor.

Du bietest eine harmlose Erklärung an, bevor jemand sich verteidigen muss.

Muhtemelen burada bir karışıklık var.

vorliegen = mevcut olmak (resmî yazının fiili). Vermutlich + Verwechslung birleşimi karşı tarafa yüz kurtaran bir çıkış veriyor — ve yüz kurtarabilen taraf hatayı çok daha hızlı düzeltiyor.

B2yazıda

Mir fehlt noch eine Angabe, um den Antrag vollständig einreichen zu können.

Du machst dein Problem zum gemeinsamen Ziel: der Antrag soll durchgehen.

Başvuruyu eksiksiz sunabilmek için bir bilgi daha eksik.

Talebi karşı tarafın hedefine bağlıyorsun: onlar da eksiksiz bir başvuru istiyor. “Bana şunu söylemediniz” aynı bilgiyi ister ama savunma tetikler.

C2yazıda

Sollte ich etwas übersehen haben, bitte ich um einen kurzen Hinweis.

Du gibst zu, dass der Fehler bei dir liegen könnte — das entschärft den ganzen Brief.

Bir şeyi gözden kaçırmışsam kısa bir uyarı rica ederim.

Hata bildiren her mektuba bunu ekle. Sollte ich … = eğer … olduysa (Konjunktiv, wennsiz). Hatanın sende olabileceğini kabul etmek sana hiçbir şey kaybettirmiyor ve mektubun tonunu tamamen değiştiriyor.

Cevap gelmediğinde — hatırlatmak

B2yazıda

Ich hatte Ihnen am 5. September geschrieben und bisher noch keine Antwort erhalten.

Nur Fakten: Datum und der ausgebliebene Rücklauf. Keine Bewertung.

5 Eylül'de size yazmıştım ve şimdiye kadar bir cevap almadım.

İlk hatırlatma tamamen olgusal olmalı: tarih ve cevap yokluğu. Sitem, sabırsızlık ya da “üçüncü kez yazıyorum” gibi ifadeler ilk yazıda yer almaz — onları elinde tut.

C1yazıda

Falls mein Schreiben nicht angekommen ist, sende ich es gern noch einmal.

Du bietest eine Erklärung an, die niemanden beschuldigt — und lieferst gleich die Lösung.

Yazım ulaşmamışsa memnuniyetle bir daha gönderirim.

Kritik hamle: gecikmenin sebebini senin tarafına koyuyorsun. Bu, karşı tarafın “bize gelmedi” diyerek konuyu kapatmasını engelliyor ve aynı zamanda kimseyi suçlamıyor.

C2yazıda

Ich setze mir eine Frist bis zum 30. September und melde mich danach erneut.

Du kündigst deinen nächsten Schritt an — sachlich, ohne Drohung.

30 Eylül'e kadar kendime bir süre koyuyorum ve sonra yeniden yazacağım.

İnce ama güçlü: süreyi kendine koyuyorsun, karşı tarafa değil. Tehdit yok, ama takvim var — ve o takvim artık yazılı. Verbraucherzentrale'nin örnek mektuplarındaki desen bu.

B2yazıda

Für eine kurze Rückmeldung wäre ich Ihnen dankbar.

Der freundlichste mögliche Schlusssatz — und er verlangt trotzdem eine Handlung.

Kısa bir geri dönüş için minnettar olurum.

die Rückmeldung = geri dönüş, cevap. Her hatırlatma mektubunu bununla kapat: nazik, kısa, ve yine de bir eylem istiyor. kurz kelimesi zahmeti düşürüyor.

10 · Randevu koparmak ve şikâyeti tarif etmek Arzt

Tam ders: Modül 10

Randevu: sistemi kullanmak

C1

Ich habe eine Überweisung mit Vermittlungscode. Können Sie mir damit einen Termin vermitteln?

Mit einem Vermittlungscode auf der Überweisung muss die Terminservicestelle einen Facharzttermin besorgen.

Yönlendirme kodlu bir sevkim var. Bununla bana randevu bulabilir misiniz?

Bu modülün en değerli tek bilgisi. 116117'yi ara. Überweisung'da bir Vermittlungscode varsa Terminservicestelle bir hafta içinde makul mesafede bir uzman randevusu bulmakla yükümlü (BMG/TSVG). Kodu doktorundan istemek gerekiyor — kendiliğinden yazılmıyor.

C1

Können Sie mir auf die Überweisung bitte einen Vermittlungscode schreiben?

Du bittest deinen Hausarzt um den Code, der die schnelle Terminvermittlung auslöst.

Sevk kâğıdına lütfen bir yönlendirme kodu yazabilir misiniz?

Bunu Hausarzt'ından istiyorsun, randevu hattından değil. Sıra: kod → 116117 → randevu. Bu zincirin ilk halkası olmadan diğerleri işlemiyor, ve çoğu hasta ilk halkayı hiç bilmiyor.

B2

Ich bin auch mit einem Termin bei einer anderen Praxis einverstanden, wenn es schneller geht.

Du gibst die Wahl der Praxis auf und bekommst dafür einen früheren Termin.

Daha hızlı olacaksa başka bir muayenehanedeki randevuya da razıyım.

Terminservicestelle “makul mesafe” içinde bir yer arıyor. Esnekliği peşin vermek arama alanını genişletiyor. Modül 06'daki takasın sağlık versiyonu.

C1

Falls jemand abspringt, würde ich auch sehr kurzfristig kommen.

Du meldest dich für die Lücken an, die durch Absagen entstehen.

Biri iptal ederse çok kısa vadede de gelirim.

Muayenehanelerde her gün iptal oluyor ve o boşluklar telefonla dolduruluyor. Bu cümleyi söyleyen kişi o listeye giriyor. Altı haftayı üç güne indiren şey genelde bu.

Şikâyeti tarif etmek — sabit altı adım

B2

Ich habe seit vier Tagen Schmerzen im rechten Unterbauch.

Schritt 1 und 2 in einem Satz: WO und SEIT WANN. Damit fängt jede Beschreibung an.

Dört gündür sağ alt karın bölgemde ağrı var.

Formül: Ich habe seit [süre] [şikâyet] in/an [yer]. Bu iki bilgi triyaj için en önemli olanlar. Vücut bölgeleri: der Oberbauch, der Unterbauch, der Nacken, der Brustkorb, die Lendengegend.

C1

Der Schmerz ist stechend und kommt in Wellen, nicht dauerhaft.

Schritt 3: WIE. Die Art des Schmerzes sagt dem Arzt mehr als die Stärke.

Ağrı saplanıcı ve dalga dalga geliyor, sürekli değil.

Ağrı sözlüğü — ezberle: stechend (saplanıcı), dumpf (küt), brennend (yanıcı), pochend (zonklayıcı), ziehend (çekici), krampfartig (kramp gibi). Bu altı kelime doktor için şiddetten daha bilgilendirici.

B2

Auf einer Skala von eins bis zehn würde ich sagen: eine Sieben.

Schritt 4: WIE STARK. Die Skala macht dein Gefühl vergleichbar.

Birden ona kadar bir ölçekte yedi derdim.

Almanya'da bu ölçek standart ve sormadan söylemek seni ciddiye alınır kılıyor. “Çok ağrıyor” öznel; “yedi” karşılaştırılabilir — ve iki gün sonra “beş” dediğinde tedavinin işlediği anlaşılıyor.

B2

Beim Bewegen wird es schlimmer, im Liegen etwas besser.

Schritt 5: WOMIT ändert es sich. Das ist oft der entscheidende Hinweis für die Diagnose.

Hareket ederken kötüleşiyor, yatarken biraz geçiyor.

Teşhis için en değerli adım. Kalıp: Beim [fiil-isim] wird es schlimmer / besser. Örnekler: beim Atmen, beim Essen, beim Treppensteigen, nachts, morgens.

B2

Dazu kommt, dass ich seit gestern leichtes Fieber habe.

Schritt 6: WAS NOCH. Begleitsymptome gehören ans Ende, nicht in die Mitte.

Buna ek olarak dünden beri hafif ateşim var.

Dazu kommt, dass … — yan belirtileri eklemenin kalıbı. Sona koy. Baştan söylersen ana şikâyet kayboluyor ve triyaj yanlış yere gidiyor.

Aciliyeti işaretlemek — abartmadan

C2

Ich möchte nicht dramatisieren, aber es ist deutlich schlimmer geworden als gestern.

Du markierst eine Verschlechterung, ohne zu übertreiben — genau das nimmt man ernst.

Abartmak istemiyorum ama dünden belirgin şekilde kötüleşti.

Kötüleşme (Verschlechterung) triyajda en güçlü sinyaldir — mutlak şiddetten daha güçlü. “Abartmak istemiyorum” ön cümlesi de seni panik yapan hasta kategorisinden çıkarıyor, yani söylediğinin ağırlığı artıyor.

C2

Was wäre für Sie ein Grund, mich heute noch zu sehen?

Du fragst nach dem Kriterium — und lässt die andere Seite die Dringlichkeit definieren.

Sizin için beni bugün görmenin sebebi ne olurdu?

Çok ince bir hamle: aciliyeti sen iddia etmiyorsun, kriteri soruyorsun. Karşı taraf kriteri söylediğinde senin durumun onu karşılıyorsa randevu kendiliğinden çıkıyor — ve karşılamıyorsa da artık ne beklemen gerektiğini biliyorsun.

C1

Wann sollte ich mich unbedingt wieder melden, wenn es nicht besser wird?

Du fragst nach der Grenze — dem Punkt, ab dem du nicht mehr abwarten darfst.

Düzelmezse ne zaman kesinlikle tekrar haber vermem gerekir?

Her sağlık görüşmesini bu soruyla kapat. Sana somut bir eşik veriyor (“iki gün içinde ateş düşmezse”, “kanama olursa”) — ve o eşik geldiğinde aramanın meşru bir dayanağı oluyor.

B2

Gibt es einen ärztlichen Bereitschaftsdienst, den ich heute Abend erreichen kann?

Du fragst nach der Versorgung außerhalb der Praxiszeiten — ohne in die Notaufnahme zu gehen.

Bu akşam ulaşabileceğim bir nöbetçi doktor hizmeti var mı?

der ärztliche Bereitschaftsdienst — muayene saatleri dışındaki nöbetçi hizmet, numarası da 116117. Notaufnahme ile arasındaki farkı bilmek saatler kazandırıyor; Modül 12'de açılıyor.

11 · Muayenede: Anamnese, Befund, doğru soruyu sormak Arzt

Tam ders: Modül 11

Doktorun kelimeleri — farkı bilmek

C1duyacaksın

Der Befund ist unauffällig.

„Befund“ ist das MESSERGEBNIS — was man gesehen oder gemessen hat. „unauffällig“ heißt: nichts Ungewöhnliches.

Bulgu normal / dikkat çeken bir şey yok.

BefundDiagnose. Befund ölçüm sonucudur (kan, röntgen, muayene); Diagnose o sonuçtan çıkarılan hastalık adıdır. unauffällig = normal — iyi haber, ama “sağlıklısın” demiyor, sadece “bu testte bir şey çıkmadı” diyor.

C1duyacaksın

Wir haben den Verdacht auf eine Entzündung, aber gesichert ist das noch nicht.

„Verdacht“ heißt Vermutung — noch keine Diagnose. Der Unterschied entscheidet, was als Nächstes passiert.

Bir enflamasyon şüphesi var ama henüz kesinleşmedi.

der Verdacht auf … = … şüphesi. Raporlarda V. a. diye kısaltılıyor. Bunu “teşhis” diye anlamak en yaygın hasta hatası: Verdacht henüz doğrulanmamış bir hipotez, ve doğru soru “nasıl kesinleşecek?”

B2duyacaksın

Das würde ich erst mal beobachten und in zwei Wochen kontrollieren.

Abwartendes Vorgehen: keine Behandlung, sondern eine Kontrolle zu einem festen Zeitpunkt.

Bunu şimdilik gözlemleyip iki hafta sonra kontrol ederdim.

Bu meşru bir tedavi kararıdır, erteleme değil — Almanca'da abwartendes Vorgehen diye adı bile var. Ama tarihi ve eşiği netleştir: “ne zaman?” ve “ne olursa beklemem?”

B2duyacaksın

Das müssen wir noch abklären, dafür brauchen Sie eine Überweisung.

„abklären“ = weiter untersuchen, bis Klarheit besteht. Es folgt eine Überweisung.

Bunu netleştirmemiz gerekiyor, bunun için sevk gerekli.

abklären = araştırıp netleştirmek. Bu cümleyi duyduğun an Vermittlungscode'u iste (Modül 10). Sevk alıp koda sormamak, altı hafta beklemenin en yaygın sebebi.

Kabul etmeden önce dört soru

C1

Was passiert, wenn ich erst mal abwarte?

Die wichtigste Frage überhaupt: die Alternative zum Handeln ist immer auch eine Option.

Şimdilik beklerse ne olur?

Bu modülün en önemli sorusu. Her tedavinin bir alternatifi var ve o alternatif sıklıkla beklemek. Cevap “hiçbir şey olmaz” ise acele etmen gerekmiyor; “kötüleşir” ise gerekiyor. İki cevap arasındaki fark senin kararını değiştiriyor.

C1

Welche Alternativen gibt es dazu, und was spricht dagegen?

Du fragst nach Optionen UND nach den Gegenargumenten — sonst bekommst du nur eine Liste.

Buna alternatifler neler ve aleyhine ne var?

İkinci yarı kritik: was spricht dagegen? (aleyhine ne var?). Sadece alternatif sorarsan liste alırsın; gerekçe de sorarsan doktorun muhakemesini alırsın — asıl değerli olan o.

C2

Wie viele solche Eingriffe machen Sie hier im Jahr?

Bei einem geplanten Eingriff eine legitime und übliche Frage — Erfahrung hängt an Fallzahlen.

Burada yılda kaç tane böyle müdahale yapıyorsunuz?

Almanya'da bu soru kaba değil, beklenen bir sorudur — hatta bazı işlemler için resmî asgari vaka sayıları (Mindestmengen) var. Sormak seni bilinçli hasta yapıyor; sormamak hiçbir şey kazandırmıyor.

C1

Ich hätte gern eine Zweitmeinung, bevor ich mich entscheide.

Du machst von einem Patientenrecht Gebrauch. Die Kasse trägt die Kosten für die Befundzusammenstellung.

Karar vermeden önce ikinci bir görüş almak istiyorum.

Bu bir haktır ve söylemek doktora hakaret değil. BMG'ye göre bulguların ikinci hekim için derlenmesinin masrafını Krankenkasse karşılıyor. Cümleyi “karar vermeden önce” diye çerçevelemek de onu bir eleştiri değil, bir süreç adımı yapıyor.

Elinde bir şeyle çıkmak

B2

Können Sie mir den Befund bitte in Kopie mitgeben?

Du nimmst das Ergebnis mit — für die Zweitmeinung, für später, für dich.

Bulguyu bana kopya olarak verebilir misiniz?

Einsicht in die Patientenakte hastanın hakkı (BMG hasta hakları kılavuzu). Bir Befund'un kopyasını istemek bu hakkın en basit hâli — ve bir sonraki doktora gittiğinde her şeyi baştan anlatmaktan kurtarıyor.

B2

Können Sie mir das kurz aufschreiben? Ich möchte es zu Hause richtig nachlesen.

Du bittest um den Fachbegriff schriftlich, damit du ihn nachschlagen kannst.

Bunu kısaca yazabilir misiniz? Evde doğru okumak istiyorum.

Latince terimler duyularak yazılamıyor. Yazılı terimle eve gidip gesundheitsinformation.de'de okumak, muayenede kaçırdığın her şeyi telafi ediyor. Kimse bu ricayı reddetmiyor.

C1

Was heißt das konkret für meinen Alltag — darf ich arbeiten, Sport machen, Auto fahren?

Du übersetzt die Diagnose in Handlungen — genau das, was du wirklich wissen musst.

Bu benim günlük hayatım için ne demek — çalışabilir miyim, spor yapabilir miyim, araba kullanabilir miyim?

Teşhisin adını bilmek işe yaramıyor; ne yapabileceğini bilmek yarıyor. Üç somut örnek vermek de doktoru genel cevaptan (“dikkat edin”) çıkarıp somut cevaba zorluyor.

B2

Also konkret: Ich nehme das zehn Tage, komme dann zur Kontrolle, und bei Fieber sofort. Richtig?

Der Abschluss: du fasst den Plan zusammen und lässt ihn bestätigen.

Yani somut olarak: bunu on gün alıyorum, sonra kontrole geliyorum, ateş olursa hemen. Doğru mu?

Modül 02'nin kapanış kalıbı, muayene versiyonu. Kapıdan çıkmadan söyle. Yedi dakikanın sonunda elinde kalan tek şey bu üç maddedir; kafanda kalması yetmiyor, teyit edilmesi gerekiyor.

12 · Apotheke, Notaufnahme, Krankmeldung Arzt

Tam ders: Modül 12

Apotheke — reçetesiz ve hızlı

B1

Können Sie mir etwas empfehlen? Ich brauche kein Rezept dafür, hoffe ich.

Du bittest um eine Empfehlung — Apotheker dürfen und sollen beraten.

Bana bir şey önerebilir misiniz? Umarım reçete gerekmiyor.

Almanya'da eczacı eğitimli bir danışman ve tavsiye vermek işinin parçası — ücretsiz. Küçük şikâyetlerde doktora gitmeden önceki doğru adres. rezeptfrei = reçetesiz, rezeptpflichtig = reçeteli.

C1

Ich nehme schon Blutdrucktabletten — verträgt sich das damit?

Du fragst nach Wechselwirkungen. Das ist die wichtigste Frage in der Apotheke.

Zaten tansiyon ilacı alıyorum — bununla uyuşuyor mu?

Bu soruyu her zaman sor. sich vertragen mit = (ilaç) uyuşmak. Eczacının asıl uzmanlığı burada — die Wechselwirkung (etkileşim) doktorun sıklıkla atladığı ve eczacının yakaladığı şey.

B2

Gibt es das auch als Generikum? Das wäre günstiger, oder?

Du fragst nach dem wirkstoffgleichen, billigeren Präparat.

Bunun jeneriği de var mı? Daha ucuz olur, değil mi?

das Generikum (çoğul: Generika) = aynı etken maddeli muadil ilaç. Reçeteli ilaçlarda kasa zaten genelde muadili veriyor, ama reçetesiz alımlarda sormak ciddi para kurtarıyor.

C1

Wie lange darf ich das nehmen, bevor ich zum Arzt sollte?

Du fragst nach der Grenze der Selbstbehandlung.

Doktora gitmem gerekmeden bunu ne kadar süre kullanabilirim?

Eczanenin en değerli tek sorusu. Kendi kendine tedavinin bir sınırı var ve eczacı o sınırı biliyor (“üç günde geçmezse doktora”). Sormazsan üç hafta ilaç kullanabilirsin.

Notaufnahme ve Bereitschaftsdienst — doğru kapı

C1

Ist das ein Fall für die Notaufnahme oder reicht der Bereitschaftsdienst?

Du lässt die Fachperson entscheiden, welche Tür die richtige ist. 116117 beantwortet das.

Bu acil servis vakası mı, nöbetçi hizmet yeter mi?

Bu soruyu 116117'ye sor. Hattaki kişi tam olarak bunu ayırmak için eğitimli. Yanlış kapı seçmek saatler kaybettiriyor; bu tek telefon o riski ortadan kaldırıyor. Gerçek acilde ise 112.

B2

Seit wann? Seit heute Nachmittag, und es ist seitdem deutlich schlimmer geworden.

Bei der Triage zählen zwei Dinge: der Zeitpunkt und die Richtung der Entwicklung.

Ne zamandan beri? Bugün öğleden beri ve o zamandan beri belirgin şekilde kötüleşti.

Triyajda ilk soru neredeyse her zaman “seit wann?”. Cevabı hazır bulundur ve arkasına yönü ekle: kötüleşiyor mu, sabit mi, düzeliyor mu? Bu ikinci bilgi triyaj kategorisini belirliyor.

B2

Ich habe meine Medikamentenliste und die Versichertenkarte dabei.

Du bringst die zwei Dinge mit, nach denen immer gefragt wird.

İlaç listem ve sigorta kartım yanımda.

Notaufnahme için bugün hazırla: die Versichertenkarte, ilaç listesi, alerjiler, geçmiş ameliyatlar. Acil anda bunları hatırlamak imkânsız. Telefonunda bir not dosyası tut.

C1

Ich warte gern, ich wollte nur wissen, ob ich hier richtig bin.

Du akzeptierst die Wartezeit und stellst nur die eine Frage, die dir wirklich hilft.

Beklemekte sorun yok, sadece doğru yerde olup olmadığımı bilmek istedim.

Notaufnahme'de bekleme süresi şikâyet edilecek bir şey değil — triyajın kendisi. Ama “doğru yerde miyim” sorusu meşru ve bazen seni başka bir yere yönlendiriyor, ki bu da bekleme süresinden kurtarıyor.

Krankmeldung — dil değil, süre

B2

Ich melde mich krank. Die Bescheinigung reiche ich nach.

Zwei getrennte Pflichten: die Meldung sofort, das Papier danach.

Hastalık bildirimi yapıyorum. Belgeyi sonradan sunacağım.

İki ayrı yükümlülük ve karıştırılıyor: (1) işverene haber verme — mesai başlamadan, aynı gün; (2) doktor belgesi — genelde üçüncü günden itibaren, ama iş sözleşmesi ilk günü de isteyebilir. Sözleşmene bak.

C1

Ab wann brauche ich bei Ihnen eine Arbeitsunfähigkeitsbescheinigung?

Du fragst nach der Regel in DEINEM Betrieb — sie ist nicht überall gleich.

Sizde ne zamandan itibaren iş göremezlik belgesi gerekiyor?

die Arbeitsunfähigkeitsbescheinigung — kısaltması AU, günlük dilde der gelbe Zettel. Kanuni kural üçüncü gün ama işveren ilk günden isteyebilir. Bunu hasta olmadan önce sor.

C1

Ich bin weiterhin krankgeschrieben, die Folgebescheinigung kommt heute.

Bei Verlängerung heißt das Papier „Folgebescheinigung“ — und sie muss lückenlos anschließen.

Hastalık iznim devam ediyor, devam belgesi bugün geliyor.

die Folgebescheinigung = devam belgesi. Kritik kelime lückenlos (boşluksuz): yeni belge, eskisinin bittiği günde ya da hemen ertesinde başlamalı. Aradaki bir gün boşluk ücret kaybına yol açabiliyor.

C1

Ich kann leider noch nicht sagen, wie lange — ich melde mich, sobald ich mehr weiß.

Du gibst keine Prognose ab, die du nicht halten kannst, und versprichst stattdessen Information.

Ne kadar süreceğini maalesef henüz söyleyemem — daha fazla bilgi olunca haber veririm.

Süre konusunda tahmin verme. “Yarın gelirim” deyip gelmemek, “bilmiyorum” demekten çok daha pahalı — birincisi güven kaybı, ikincisi sadece bir belirsizlik. Bunun yerine bilgi vermeyi vaat et.

13 · Mangel bildirmek, Frist koymak, Mietminderung saklı tutmak Wohnen

Tam ders: Modül 13

Bildirim: üç satır, aynı gün

C1yazıda

Ich zeige Ihnen hiermit einen Mangel in der Wohnung an: Die Heizung im Wohnzimmer wird seit dem 3. Oktober nicht mehr warm.

Der Kernsatz der Mängelanzeige: das Wort „anzeigen“, der Mangel, der Ort und das Datum.

Bununla dairedeki bir hasarı bildiriyorum: oturma odasındaki kalorifer 3 Ekim'den beri ısınmıyor.

Fiil kritik: anzeigen. sagen ya da melden değil — § 536c BGB'nin kullandığı kelime bu ve mektubu hukuki bir bildirime çeviriyor. Dört bilgi şart: ne, nerede, ne zamandan beri, ve bildirim tarihi.

C1yazıda

Ich bitte Sie, den Mangel bis zum 17. Oktober zu beseitigen.

Die Frist. Zwei Wochen ist bei einfachen Mängeln üblich, bei akuter Gefahr sofort.

Hasarı 17 Ekim'e kadar gidermenizi rica ediyorum.

beseitigen = gidermek (doğru fiil, reparieren değil). Süre makul olmalı: basit hasarda ~14 gün, kapsamlı işte ~30 gün, akut tehlikede (su, gaz, elektrik) derhal. Süresiz bir bildirim sıraya giriyor.

C2yazıda

Die Miete zahle ich ab sofort unter Vorbehalt einer Mietminderung.

Damit hältst du dir das Recht offen, die Miete später rückwirkend zu mindern.

Kirayı bundan sonra kira indirimi kaydıyla ödüyorum.

Bu cümle olmadan geriye dönük indirim riske giriyor. unter Vorbehalt = kaydıyla, saklı tutarak (DWDS'te sabit kalıp olarak geçiyor). Kirayı tam ödemeye devam et ve bu cümleyi yaz — kendi başına kesinti yapmak riskli, çünkü oranı yanlış hesaplarsan temerrüde düşersin.

B2yazıda

Für Rückfragen erreichen Sie mich unter 0170 1234567. Bitte bestätigen Sie den Eingang kurz.

Du machst die Reaktion leicht und verlangst einen Zugangsbeleg.

Sorular için 0170 1234567'den bana ulaşabilirsiniz. Lütfen ulaştığını kısaca teyit edin.

İki iş: iletişimi kolaylaştırıyor ve ulaştığının kanıtını istiyorsun. En güvenli yol yine de e-posta + Einschreiben (iadeli taahhütlü). Fotoğraf da çek — tarihli fotoğraf en iyi kanıt.

Telefonda — ve yazıyı yine de göndermek

C1

Ich rufe kurz vorab an, die schriftliche Mängelanzeige schicke ich heute noch.

Du kündigst das Schreiben an — der Anruf ersetzt es nicht, er begleitet es.

Kısaca önceden arıyorum, yazılı hasar bildirimini bugün göndereceğim.

Doğru sıra bu. Telefon ilişkiyi korur, yazı hakkı korur. Ve “yazılı da göndereceğim” demek bir tehdit değil, bir usul bildirimi — çoğu vermieter bunu normal karşılıyor, çünkü onun da sigortası için yazılı bildirim gerekiyor.

B2

Können Sie mir sagen, welche Firma sich melden wird und wann?

Du willst zwei konkrete Angaben statt der Zusage, sich zu kümmern.

Hangi firmanın haber vereceğini ve ne zaman olacağını söyleyebilir misiniz?

“Ben ilgileneceğim” takip edilemez; firma adı ve tarih takip edilebilir. Ayrıca firmayı doğrudan arayabilirsin — bu genelde vermieterin beklemesinden çok daha hızlı.

C2

Ich bin nicht darauf angewiesen, dass es heute passiert — aber ich brauche einen Termin.

Du gibst Druck auf, ohne die Sache aufzugeben: flexibel beim Wann, hart beim Ob.

Bugün olması şart değil — ama bir tarihe ihtiyacım var.

auf etwas angewiesen sein = bir şeye mecbur olmak. Cümle esnekliği tarihte gösteriyor ama varlığında göstermiyor. Sıklıkla en hızlı sonucu veren tondur.

C1

Ich dokumentiere das mit Fotos und Datum, damit wir beide später wissen, wie es war.

Du kündigst Beweissicherung an — und rahmst sie als gemeinsamen Nutzen.

Bunu tarihli fotoğraflarla belgeliyorum, ikimiz de sonradan nasıl olduğunu bilelim.

Fotoğraf çekmek zaten yapılacak şey; ama söylemek ayrı bir etki yapıyor: iş kayda geçiyor. “İkimiz de bilelim” çerçevesi de bunu tehdit olmaktan çıkarıyor.

Handwerker — randevuyu ve işi yönetmek

B2

Können wir einen festen Termin machen? Ein Zeitfenster von acht bis sechzehn Uhr geht bei mir nicht.

Du lehnst das übliche Tagesfenster ab und verlangst eine Uhrzeit.

Kesin bir randevu yapabilir miyiz? Sekiz-on altı arası bir zaman aralığı bende olmuyor.

das Zeitfenster = zaman aralığı. Sekiz saatlik aralık standart teklif ama pazarlığa açık — özellikle “bir gün izin almam gerekir” dersen. Sormayan herkes sekiz saat bekliyor.

C1

Ich muss dafür Urlaub nehmen, deshalb brauche ich es verbindlich.

Du nennst deine Kosten — das macht aus einer Bitte eine nachvollziehbare Forderung.

Bunun için izin almam gerekiyor, o yüzden bağlayıcı olması lazım.

verbindlich — Modül 01'in anahtar kelimesi, burada da işliyor. Kendi maliyetini söylemek talebi anlaşılır kılıyor; “bana uygun değil” ise sadece bir tercih gibi duyuluyor.

C1

Sagen Sie mir bitte Bescheid, wenn Sie es nicht schaffen — dann muss ich umplanen.

Du bittest um die Absage, nicht um die Zusage. Das erhöht die Wahrscheinlichkeit, dass du sie bekommst.

Yetişemezseniz lütfen bana haber verin — o zaman planımı değiştirmem gerekiyor.

Ters yönden isteme. “Geleceğinizi teyit edin” genelde cevapsız kalıyor; “gelemezseniz haber verin” ise bir yükümlülük gibi duyuluyor. Bescheid sagen = haber vermek (sabit kalıp).

B2

Ist das damit erledigt, oder kommt noch jemand nach?

Beim Verlassen: Du klärst, ob die Arbeit abgeschlossen ist.

Bununla iş bitti mi, yoksa biri daha gelecek mi?

erledigt = bitmiş, halledilmiş. Bu soru usta çıkmadan önce sorulur. Yarım kalmış işlerin çoğu, kimsenin bitmiş sayılıp sayılmadığını sormamasından yarım kalıyor.

14 · Nebenkostenabrechnung, Mieterhöhung, Kündigung Wohnen

Tam ders: Modül 14

Hesabı sökmek — dört kontrol

C2yazıda

Die Abrechnung für 2024 ist erst im Februar 2026 bei mir eingegangen — damit ist die Abrechnungsfrist überschritten.

Du prüfst die Zwölf-Monats-Frist: nach Ende des Abrechnungszeitraums hat der Vermieter ein Jahr.

2024 hesabı bana ancak Şubat 2026'da ulaştı — böylece hesaplama süresi aşılmış durumda.

İlk kontrol ve en güçlü olanı. § 556 Abs. 3 BGB: Die Abrechnung ist dem Mieter spätestens bis zum Ablauf des zwölften Monats nach Ende des Abrechnungszeitraums mitzuteilen. Süre aşıldıysa ek talep genelde düşüyor — ama sen sessiz kalırsan kimse söylemiyor.

C1

Welcher Verteilerschlüssel wurde hier angewendet — Wohnfläche oder Personenzahl?

Der Verteilerschlüssel bestimmt, wie die Gesamtkosten auf die Wohnungen verteilt werden.

Burada hangi dağıtım anahtarı uygulandı — konut alanı mı kişi sayısı mı?

İkinci kontrol. der Verteilerschlüssel = dağıtım anahtarı. Aynı toplam maliyet, farklı anahtarla senin payını iki katına çıkarabiliyor. Sözleşmende hangi anahtarın yazdığına bak — uygulanan farklıysa itiraz noktası orada.

C1yazıda

Ich bitte um Einsicht in die Originalbelege.

Als Mieter darfst du die Rechnungen sehen, auf denen die Abrechnung beruht.

Orijinal belgeleri inceleme talep ediyorum.

Üçüncü kontrol ve bir haktır. Vermieter faturaları göstermek zorunda. Talebi yapmak tek başına da etkili: hesabı bir daha kontrol ettiren şey genelde bu cümle oluyor.

C2yazıda

In der Abrechnung sind Kosten enthalten, die nicht umlagefähig sind — zum Beispiel die Verwaltungskosten.

Nicht jede Kostenart darf auf den Mieter umgelegt werden. „umlagefähig“ ist das Schlüsselwort.

Hesapta kiracıya yansıtılamayacak kalemler var — örneğin yönetim masrafları.

Dördüncü kontrol. umlagefähig = kiracıya yansıtılabilir. Klasik yansıtılamaz kalemler: Verwaltungskosten (yönetim), Instandhaltung / Reparaturen (bakım ve tamir), Rücklagen. Bu kelimeyi bilmek dört sayfayı okunabilir kılıyor.

Mieterhöhung — cevap vermek

C1yazıda

Ich bitte Sie, die Erhöhung nachvollziehbar zu begründen — auf welchen Mietspiegel stützen Sie sich?

Eine Mieterhöhung muss begründet werden, üblicherweise mit dem örtlichen Mietspiegel.

Artışı anlaşılır biçimde gerekçelendirmenizi rica ediyorum — hangi kira endeksine dayanıyorsunuz?

der Mietspiegel = belediyenin resmî kira endeksi. Artışın gerekçelendirilmesi gerekiyor ve gerekçe genelde bu endeks. Endeksi kendin de bakabilirsin — çoğu şehir internette yayınlıyor.

B2yazıda

Ich habe die Erhöhung geprüft und stimme ihr zu — bitte bestätigen Sie mir den neuen Betrag schriftlich.

Du nimmst an, aber du lässt den neuen Betrag festhalten.

Artışı inceledim ve kabul ediyorum — yeni tutarı bana yazılı teyit edin lütfen.

Kabul ediyorsan da yazılı teyit al: hangi tutar, hangi tarihten itibaren. Yıllar sonra bir uyuşmazlıkta bu tek satır işe yarıyor.

C2yazıda

Die Erhöhung liegt über dem, was der Mietspiegel für vergleichbare Wohnungen ausweist.

Du widersprichst mit einer Zahl, nicht mit einem Gefühl.

Artış, kira endeksinin benzer daireler için gösterdiğinin üzerinde.

İtirazın rakama dayanması gerekiyor. ausweisen = (belge) göstermek, belirtmek. Endeksi kontrol etmeden itiraz etmek işe yaramıyor; kontrol edip etmek çoğu zaman yarıyor.

B2

Ich brauche etwas Zeit, um das zu prüfen. Bis wann müssen Sie eine Antwort haben?

Du verschiebst die Entscheidung, ohne sie abzulehnen.

Bunu incelemek için biraz zamana ihtiyacım var. Ne zamana kadar cevap almanız gerekiyor?

Modül 03'ün “düşünme hakkı” hamlesi, kira versiyonu. Baskı altında karar vermek yerine takvimi netleştir. İkinci soru da gerçek süreyi ortaya çıkarıyor.

Kündigung — çıkarken

C1yazıda

Hiermit kündige ich das Mietverhältnis zum nächstmöglichen Termin.

Der Kernsatz. „zum nächstmöglichen Termin“ schützt dich davor, das Datum falsch zu berechnen.

Bununla kira ilişkisini mümkün olan en yakın tarihte feshediyorum.

zum nächstmöglichen Termin yazmak akıllıcadır: tarihi yanlış hesaplarsan fesih geçersiz olmuyor, otomatik olarak doğru tarihe kayıyor. Kesin tarih yazıp yanlış hesaplamak ise bir ay daha kira ödemek anlamına gelebilir.

C1yazıda

Ich bitte um eine schriftliche Bestätigung der Kündigung mit dem Beendigungsdatum.

Du willst das Enddatum schwarz auf weiß.

Feshin, bitiş tarihiyle birlikte yazılı teyidini rica ediyorum.

Teyit gelmezse ikinci kez sor. Bitiş tarihi yazılı değilse taşınma planın, yeni sözleşmen ve depozito hesabın dayanaksız kalıyor.

C1yazıda

Für die Wohnungsübergabe schlage ich einen gemeinsamen Termin mit Protokoll vor.

Ein Übergabeprotokoll schützt beide Seiten — vor allem dich, wegen der Kaution.

Daire teslimi için tutanaklı ortak bir randevu öneriyorum.

das Übergabeprotokoll olmadan taşınma. Bu, depozitonun (die Kaution) kesilmesinin en yaygın sebebi: tutanak yoksa dairenin hangi hâlde teslim edildiği tartışmalı kalıyor. Fotoğraf da çek.

B2

Wann können ich mit der Rückzahlung der Kaution rechnen?

Du fragst nach einem Datum für dein Geld — nicht ob, sondern wann.

Depozitonun geri ödemesini ne zaman bekleyebilirim?

Vermieterin depozitoyu bir süre tutma hakkı var (genelde Nebenkostenabrechnung için), ama süresiz değil. Soruyu “ne zaman” diye sor — “geri alacak mıyım” diye değil.

15 · Nachbarschaft: şikâyet etmek ve şikâyeti karşılamak Wohnen

Tam ders: Modül 15

Şikâyeti iletmek — kapıda

C1

Ich wollte einmal kurz mit Ihnen reden, bevor daraus ein Problem wird.

Der beste erste Satz: Du kommst früh, solange noch niemand verärgert ist.

Bu bir probleme dönüşmeden önce sizinle kısaca konuşmak istedim.

Bu modülün en önemli cümlesi ve zamanlaması. Üçüncü kez rahatsız olduktan sonra gitmek yerine birincisinde git. Cümle bir şikâyet değil, bir önlem gibi duyuluyor — ve karşı taraf savunmaya geçmiyor.

C2

Bei uns kommt das Bassgeräusch abends durch die Wand — ich glaube, Sie merken das gar nicht.

Du beschreibst die Wirkung und gibst dem anderen gleich eine Entschuldigung: er wusste es nicht.

Bize akşamları duvardan bas sesi geliyor — sanırım siz bunu hiç fark etmiyorsunuz.

İki hamle bir cümlede. Birincisi: suçlamıyorsun, etkiyi tarif ediyorsun. İkincisi: “fark etmiyorsunuz” diyerek karşı tarafa hazır bir mazeret veriyorsun — ve mazereti olan kişi savunma yapmak yerine düzeltiyor.

C1

Mir wäre schon geholfen, wenn es ab zehn leiser wäre — alles andere ist völlig in Ordnung.

Du nennst genau eine kleine Bedingung und stellst klar, dass du nicht mehr willst.

Ondan sonra daha sessiz olsa benim için yeterli olur — geri kalan her şey tamamen sorun değil.

Talebi küçült ve sınırını söyle. “Sessiz olun” sınırsız bir talep ve tehdit gibi duyuluyor; “ondan sonra” somut, küçük ve kabul edilebilir. İkinci yarı da onu rahatlatıyor: daha fazlasını istemeyeceksin.

C2

Sagen Sie mir gern, wenn von uns aus mal etwas störend ist — ich nehme das nicht persönlich.

Du machst das Gespräch gegenseitig. Damit ist es keine Beschwerde mehr, sondern eine Absprache.

Bizden de bir şey rahatsız ediyorsa çekinmeden söyleyin — kişisel almam.

Konuşmayı karşılıklı hâle getiriyorsun ve bu her şeyi değiştiriyor: artık şikâyet eden ve şikâyet edilen yok, anlaşan iki komşu var. Bu cümleyi atlama — bir sonraki üç yılı belirliyor.

Şikâyeti karşılamak — savunmaya geçmeden

C1

Danke, dass Sie direkt zu mir gekommen sind.

Der erste Satz, wenn jemand sich beschwert. Er senkt die Temperatur sofort.

Doğrudan bana geldiğiniz için teşekkürler.

İlk cümle bu olsun — haklı olup olmadığına bakmadan. Karşı taraf kavgaya hazırlanmış geliyor; bu cümle o hazırlığı boşa çıkarıyor ve konuşma bambaşka bir yerden başlıyor.

B2

Das war mir nicht klar, ich achte darauf.

Kurz, ohne Rechtfertigung, mit einer konkreten Zusage.

Bunu bilmiyordum, dikkat edeceğim.

Gerekçe yok — ve bu kasten böyle. “Çocuk vardı, misafir vardı” gibi açıklamalar savunma gibi duyuluyor ve tartışmayı uzatıyor. ich achte darauf = dikkat edeceğim: kısa, somut, yeterli.

C1

Bei uns ist gerade ein Baby im Haus — ich kann nicht alles vermeiden, aber ich versuche, das Schlimmste abzustellen.

Du erklärst die Lage ehrlich und versprichst nur, was du halten kannst.

Bizde şu anda bir bebek var — her şeyi engelleyemem ama en kötüsünü ortadan kaldırmaya çalışırım.

Tutamayacağın sözü verme. Bu cümle dürüstlük ve iyi niyeti aynı anda veriyor: sınırını söylüyorsun ama çabayı da taahhüt ediyorsun. Söz verip tutmamak, en baştan reddetmekten daha çok zarar veriyor.

C2

Kommen Sie gern direkt klopfen, wenn es zu viel wird — das ist mir lieber, als wenn Sie sich ärgern.

Du öffnest einen direkten Kanal — und verhinderst damit die Eskalation über die Hausverwaltung.

Fazla olursa çekinmeden doğrudan kapıyı çalın — sinirlenmenizden bu daha iyi.

Eskalasyonu önleyen tek cümle. Doğrudan kanal açıldığında insanlar Hausverwaltung'a yazmıyor — çünkü yazmak daha zahmetli. Ve o mektup bir kez yazıldığında dosya açılıyor, geri dönüşü olmuyor.

Sonuç alınmadığında — doğru sırayla yukarı

B2yazıda

Ich habe zweimal mit dem Nachbarn direkt gesprochen, leider ohne Ergebnis.

Der erste Satz an die Hausverwaltung: du belegst, dass du den direkten Weg versucht hast.

Komşuyla iki kez doğrudan konuştum, maalesef sonuç alamadım.

Bu cümle olmadan mektup yazma. Hausverwaltung'un ilk sorusu “doğrudan konuştunuz mu?” olacak. Konuşmadıysan mektup geri geliyor; konuştuysan ve bunu yazdıysan dosya ciddiye alınıyor.

C1yazıda

Ich möchte niemandem Ärger machen, ich möchte nur eine Lösung.

Du sagst ausdrücklich, dass du keine Sanktion willst — das nimmt dem Schreiben die Schärfe.

Kimseye sorun çıkarmak istemiyorum, sadece bir çözüm istiyorum.

Şikâyet mektuplarının çoğu ceza ister gibi duyuluyor, o yüzden yönetim temkinli davranıyor. Bu cümle mektubu bir talepten işbirliği teklifine çeviriyor — ve daha hızlı işliyor.

C1yazıda

Ich habe die Zeiten notiert: 14., 17. und 21. Oktober, jeweils zwischen 23 und 1 Uhr.

Fakten mit Datum und Uhrzeit. Ohne sie ist eine Beschwerde nur ein Gefühl.

Zamanları not ettim: 14, 17 ve 21 Ekim, her seferinde 23 ile 1 arası.

Bir Lärmprotokoll tut. Tarih, saat, ne tür gürültü. Kayıt olmadan şikâyet öznel kalıyor ve yönetim harekete geçmiyor; kayıtla birlikte aynı şikâyet bir dosyaya dönüşüyor.

B2

Was steht bei uns in der Hausordnung zu den Ruhezeiten?

Du fragst nach der Regel, die für dieses Haus gilt — sie kann von der gesetzlichen abweichen.

Bizim ev kurallarında sessizlik saatleri için ne yazıyor?

Federal tek bir kural yok. Gece sessizliği genelde 22:00–06:00, öğle sessizliği ve pazar kuralı ise Hausordnung'a ve belediye yönetmeliğine göre değişiyor. Kendi evinin kuralını bilmek, tartışmayı üç dakikada bitiriyor.

16 · Banka: Konto, Dispo, Kredit, Beratungsgespräch Geld

Tam ders: Modül 16

Rakamları netleştirmek

C1

Wie hoch ist der effektive Jahreszins — nicht der Nominalzins?

Nur der effektive Jahreszins enthält alle Kosten und macht Angebote vergleichbar.

Efektif yıllık faiz oranı ne kadar — nominal faiz değil?

Karşılaştırılabilir tek rakam bu. der Nominalzins sadece faizi gösteriyor; der effektive Jahreszins ücretleri ve ödeme sıklığını da içeriyor. Reklamlarda nominal, sözleşmede efektif yazıyor — ve aradaki fark ciddi.

C1

Welche Gebühren fallen zusätzlich an — einmalig und laufend?

Du trennst die einmaligen von den wiederkehrenden Kosten. Beide werden gern zusammen genannt.

Ek olarak hangi ücretler çıkıyor — bir kerelik ve düzenli olarak?

anfallen = (masraf) doğmak, çıkmak. İki kategoriyi ayırmak önemli: bir kerelik 200 € ile aylık 5 € farklı şeyler ama tek bir “ücret” başlığı altında sunuluyor. Ayır ve yazdır.

C2

Was kostet mich das über die gesamte Laufzeit — in Euro, nicht in Prozent?

Du verlangst die absolute Zahl. Prozente verstecken, Euro nicht.

Bu bana tüm vade boyunca kaça geliyor — euro olarak, yüzde olarak değil?

Bu modülün en güçlü sorusu. “%4,9” kulağa küçük geliyor; “toplam 7.400 € faiz” gelmiyor. Aynı bilgi, bambaşka bir karar. Bankacı bu rakamı biliyor ve söylemek zorunda.

C1

Was passiert, wenn ich vorzeitig zurückzahlen möchte?

Du fragst nach der Vorfälligkeitsentschädigung — den Kosten für eine frühere Rückzahlung.

Vadesinden önce geri ödemek istersem ne olur?

die Vorfälligkeitsentschädigung = erken ödeme tazminatı. Uzun vadeli kredilerde bu, sonradan keşfedilen en pahalı sürpriz. Bugün sormak, beş yıl sonra binlerce euro fark ediyor.

İmzayı geciktirmek

B2

Ich möchte mir das erst überlegen, bevor ich unterschreibe.

Der wichtigste Satz im Bankgespräch. Er ist nicht angreifbar.

İmzalamadan önce bunu düşünmek istiyorum.

Modül 03'ten geliyor ve burada en çok işe yarıyor. Düşünme hakkını kimse reddedemiyor — gerekçe vermediğin için de çürütülecek bir şey yok. Baskı altında imzalamanın tek panzehri.

B2

Können Sie mir das Angebot bitte schriftlich mitgeben? Ich vergleiche das zu Hause.

Du nimmst das Angebot mit — und sagst offen, dass du vergleichen wirst.

Teklifi bana yazılı verebilir misiniz? Evde karşılaştıracağım.

Karşılaştıracağını söylemek genelde teklifi iyileştiriyor. Ayrıca yazılı teklif olmadan karşılaştırma yapılamıyor — ve iki banka arasındaki fark sıklıkla bir yıllık maaşın küçük bir yüzdesi kadar.

C1

Gibt es das Angebot auch ohne die Zusatzversicherung?

Du trennst das Produkt von dem, was mitverkauft wird.

Bu teklif ek sigorta olmadan da var mı?

Kredilere sıklıkla bir Restschuldversicherung ekleniyor ve zorunlu değil. Ayrıştırmak toplam maliyeti belirgin şekilde düşürüyor. Soruyu sormak yeterli — “zorunlu mu?” diye çatışmaya girmen gerekmiyor.

B2

Ich bin momentan nicht auf der Suche nach neuen Produkten, danke.

Ein freundliches, endgültiges Nein — ohne Begründung, die man widerlegen kann.

Şu anda yeni ürün arayışında değilim, teşekkürler.

Gerekçe verme: “pahalı” dersen indirim gelir, “ihtiyacım yok” dersen ihtiyaç anlatılır. “Arayışta değilim” ise çürütülemez — bir durum beyanı, bir argüman değil.

Hesap, Dispo ve sorun çıktığında

C1

Wie hoch ist der Dispozins, und ab wann greift er?

Der Dispozins ist der Zins für das Überziehen des Kontos — üblicherweise der teuerste Kredit überhaupt.

Kredili mevduat faizi ne kadar ve ne zaman devreye giriyor?

der Dispozins (tam adı der Dispositionskredit) — hesabı eksiye düşürmenin faizi ve genelde en pahalı kredi türü. Kalıcı olarak eksideysen bunu bir normal krediye çevirmek sıklıkla mantıklı; bankaya bunu sorabilirsin.

C2

Ich möchte den Dispo lieber in einen Ratenkredit umwandeln — was würde das kosten?

Du schlägst selbst die günstigere Lösung vor, statt auf einen Vorschlag zu warten.

Kredili mevduatı taksitli krediye çevirmek istiyorum — bu ne kadara gelir?

İnisiyatifi sen alıyorsun. der Ratenkredit faizi Dispozins'ten belirgin şekilde düşük oluyor. Banka bunu kendiliğinden önermiyor — çünkü mevcut durum onun için kârlı.

C1

Eine Abbuchung auf meinem Konto kann ich nicht zuordnen — können wir das prüfen?

Du meldest eine unklare Buchung. „zuordnen“ heißt: einer Ausgabe zuweisen können.

Hesabımdaki bir çekimi eşleştiremiyorum — kontrol edebilir miyiz?

die Abbuchung = hesaptan çekim, zuordnen = eşleştirmek. Lastschrift (otomatik ödeme talimatı) ile yapılan bir çekimi belirli bir süre içinde geri çevirebilirsin — bankaya süreyi sor.

C1

Ich möchte diese Lastschrift zurückgeben lassen.

Eine Rückgabe der Lastschrift holt das Geld zurück, ohne dass du erst mit dem Empfänger streiten musst.

Bu otomatik ödemeyi geri çevirmek istiyorum.

Güçlü ve az bilinen bir araç. Haksız bir Lastschrift çekimini bankadan geri çevirtebilirsin ve sonra tartışırsın — para senin hesabında beklerken. Sürenin ne kadar olduğunu bankandan öğren.

17 · Sigorta: hasar bildirmek ve reddi çevirmek Geld

Tam ders: Modül 17

Bildirim — olgu, tahmin değil

C2

Ich möchte einen Schaden melden. Was passiert ist, kann ich Ihnen genau sagen; woran es lag, weiß ich nicht.

Du trennst Beobachtung von Ursache — und sagst offen, dass du die Ursache nicht kennst.

Bir hasar bildirmek istiyorum. Ne olduğunu tam olarak söyleyebilirim; neden olduğunu bilmiyorum.

Bu modülün en önemli cümlesi. Sebebi bilmediğini peşin söylemek seni tahmin yapmaktan kurtarıyor. Tahmin ettiğin bir sebep dosyaya senin ifadesi olarak geçiyor ve aleyhine kullanılabiliyor. Sebebi bulmak sigortanın işi.

B2

Am Dienstag um etwa 19 Uhr habe ich Wasser unter der Waschmaschine gesehen.

Reine Beobachtung mit Zeit und Ort. Kein „wahrscheinlich“, kein „weil“.

Salı günü saat 19 civarında çamaşır makinesinin altında su gördüm.

Formül: zaman + yer + gördüğün şey. etwa (yaklaşık) kullanmak dürüst ve güvenli; kesin bir saat uydurmak sonradan tutmayabilir. Sebep cümlesi yok — kasten.

B2

Ich habe alles mit Fotos und Datum dokumentiert und schicke es Ihnen mit.

Fotos sind der beste Beweis, und Datum macht sie belastbar.

Her şeyi tarihli fotoğraflarla belgeledim ve size gönderiyorum.

Temizlemeden önce fotoğraf çek. En yaygın hata: hasarı temizleyip sonra bildirmek. Temizlenmiş bir hasar kanıtlanamıyor. Fotoğraf, ilerideki her tartışmayı kısaltıyor.

C1

Was darf ich jetzt schon machen, und was muss so bleiben, bis der Gutachter da war?

Du fragst nach der Grenze — was du reparieren darfst, ohne den Anspruch zu verlieren.

Şimdi neyi yapabilirim, bilirkişi gelene kadar ne öyle kalmalı?

Kritik soru. Bilirkişi görmeden hasarı onartmak tazminat hakkını riske atıyor; ama hasarı büyütmemek için de bir Schadensminderungspflicht (zararı azaltma yükümlülüğü) var. İkisi çelişiyor — o yüzden sınırı sen sormalısın ve cevabı yazdırmalısın.

Gutachter ve süreç

C1

Wer kommt als Gutachter, und wird der von Ihnen bestellt oder von mir?

Du klärst, wer den Gutachter beauftragt — davon hängt ab, in wessen Interesse er arbeitet.

Bilirkişi olarak kim gelecek ve onu siz mi görevlendiriyorsunuz ben mi?

Fark önemli: sigortanın görevlendirdiği Gutachter sigortanın müşterisidir. Bu onu kötü yapmıyor ama bilmen gerekiyor — ve raporla aynı fikirde değilsen kendi bilirkişini tutma hakkın var.

B2

Kann ich eine Kopie des Gutachtens bekommen?

Du willst das Dokument sehen, auf dem die Entscheidung beruht.

Bilirkişi raporunun bir kopyasını alabilir miyim?

Rapor kararın dayanağı. Görmeden itiraz edemezsin. Bu talep neredeyse hiç reddedilmiyor ama sorulması gerekiyor — kendiliğinden gönderilmiyor.

B2

Bis wann kann ich mit einer Entscheidung rechnen?

Du verlangst ein Datum, damit du weißt, ab wann Nachfragen berechtigt ist.

Ne zamana kadar bir karar bekleyebilirim?

Modül 05'in kapanış hamlesi. Tarih olmadan hatırlatmanın dayanağı yok. Tarihi al ve takvimine yaz.

C2yazıda

Ich bin in Vorleistung gegangen — hier ist die Rechnung, wie mit Ihnen abgesprochen.

„in Vorleistung gehen“ = selbst zahlen und danach erstattet bekommen. Der Zusatz ist entscheidend.

Ben peşin ödedim — anlaştığımız gibi fatura burada.

in Vorleistung gehen = önce kendin ödemek. Kritik olan son parça: wie mit Ihnen abgesprochen. Onay almadan ödeme yapmak riskli; onay aldıysan bunu her yazışmada hatırlat.

Ablehnung geldiğinde

C2yazıda

Können Sie mir bitte die Klausel nennen, auf die Sie die Ablehnung stützen?

Du verlangst die konkrete Stelle in den Versicherungsbedingungen.

Reddi dayandırdığınız maddeyi bana söyleyebilir misiniz?

İlk hamle bu. Ret genelde “poliçe kapsamında değil” diye geliyor — hangi madde olduğu yazmıyor. Maddeyi isteyip okumak, sıklıkla maddenin senin durumunu karşılamadığını gösteriyor. Modül 08'in üçüncü basamağı, sigorta versiyonu.

C2yazıda

In meinem Fall liegt der Sachverhalt anders, als in der Ablehnung dargestellt.

Du widersprichst der Tatsachengrundlage, nicht der Bewertung — das ist der stärkere Angriffspunkt.

Benim durumumda olaylar, rette anlatıldığından farklı.

der Sachverhalt = olay örgüsü, maddi durum. Değerlendirmeye değil olguya itiraz et: sigortanın hukuki yorumunu tartışmak zor, ama “olaylar böyle olmadı” demek somut ve doğrulanabilir. Arkasından farkı tek tek yaz.

C1yazıda

Ich lege Widerspruch gegen die Ablehnung ein und bitte um eine erneute Prüfung.

Der formale Satz. Auch bei Versicherungen ist eine erneute Prüfung möglich.

Redde karşı itiraz ediyorum ve yeniden inceleme rica ediyorum.

Sigortada süreler poliçeye göre değişiyor — ret yazısında yazan süreye bak (Modül 07'nin refleksi: en son paragraf). Bir Ombudsmann yolu da genelde var ve ücretsiz.

C2yazıda

Sollten wir hier nicht weiterkommen, würde ich den Ombudsmann einschalten.

Du benennst den nächsten Schritt sachlich — der Ombudsmann ist für dich kostenlos.

Burada ilerleyemezsek ombudsmanı devreye sokarım.

den Ombudsmann einschalten = ombudsmanı devreye sokmak. Sigorta sektöründe bağımsız uzlaştırma kurumu var ve tüketici için ücretsiz. Bunu bilmek ve sakin bir tonla söylemek, çoğu dosyayı ombudsmana gitmeden çözüyor. Modül 08'in beşinci basamağı.

18 · Sözleşme feshi, faturaya itiraz, Mahnung ve Inkasso Geld

Tam ders: Modül 18

Fesih — ve teyidi almak

B2yazıda

Hiermit kündige ich meinen Vertrag mit der Kundennummer 4711 zum nächstmöglichen Termin.

Der Kernsatz. „zum nächstmöglichen Termin“ schützt dich vor einem Rechenfehler beim Datum.

Bununla 4711 müşteri numaralı sözleşmemi mümkün olan en yakın tarihte feshediyorum.

Modül 14'teki fesih cümlesinin sözleşme versiyonu. zum nächstmöglichen Termin yaz: tarihi yanlış hesaplarsan fesih geçersiz olmuyor, doğru tarihe kayıyor. Müşteri numarası da şart.

B2yazıda

Bitte bestätigen Sie mir die Kündigung schriftlich mit dem Beendigungsdatum.

Ohne diese Bestätigung weißt du nicht, wann der Vertrag wirklich endet.

Feshi, bitiş tarihiyle birlikte yazılı teyit edin lütfen.

Teyit gelmezse fesih olmamış sayabilirler. Bu cümle olmadan fesih göndermek, en yaygın “ama biz almadık” tartışmasının kaynağı. Teyit gelmezse ikinci kez gönder.

C2yazıda

Mein Vertrag hat sich automatisch verlängert — nach der geltenden Rechtslage muss er danach monatlich kündbar sein.

Seit 1. März 2022 darf ein Verbrauchervertrag nur in eine unbefristete, monatlich kündbare Laufzeit übergehen.

Sözleşmem otomatik olarak uzadı — yürürlükteki hukuka göre sonrasında aylık feshedilebilir olmalı.

“Sözleşmem bir yıl daha uzadı” cümlesine karşı asıl cevap bu. Gesetz für faire Verbraucherverträge: 1 Mart 2022'den itibaren sessiz uzatma ancak belirsiz süreye ve en fazla bir ay ihbarla olabiliyor. Eski sözleşmelerde durum farklı — tarihini kontrol et.

C2yazıda

Auf Ihrer Website fehlt der Kündigungsbutton — ich kündige daher schriftlich und bitte um Bestätigung.

Seit 1. Juli 2022 ist ein deutlich sichtbarer Kündigungsbutton für Online-Dauerverträge Pflicht.

Sitenizde fesih butonu yok — bu yüzden yazılı feshediyorum ve teyit rica ediyorum.

1 Temmuz 2022'den beri online kurulan sürekli sözleşmelerde Kündigungsbutton zorunlu ve firma hemen elektronik teyit göndermek zorunda. Buton yoksa bu bir eksiklik ve bunu yazıya geçirmek senin lehine kayıt oluyor.

Faturaya itiraz

C1yazıda

Die Rechnung vom 3. Oktober kann ich nicht nachvollziehen — welche Leistung wird hier abgerechnet?

Du bestreitest nicht sofort, du verlangst zuerst die Aufschlüsselung.

3 Ekim tarihli faturayı anlamlandıramıyorum — burada hangi hizmet faturalandırılıyor?

Modül 03'ün nachvollziehen fiili burada da çalışıyor. Önce dökümü iste, sonra itiraz et — sıra tersse yanlış şeye itiraz etme riski var. Ve döküm gelmezse itirazın zaten güçlü.

C2yazıda

Ich widerspreche der Rechnung und zahle den unstrittigen Teil.

Du bezahlst, was klar ist, und hältst nur den streitigen Betrag zurück.

Faturaya itiraz ediyorum ve tartışmasız kısmı ödüyorum.

En güçlü duruş bu. unstrittig = tartışmasız. Tamamını ödemeyi kesmek seni temerrüde düşürüyor; hiç itiraz etmemek de hakkını yakıyor. Kısmi ödeme iyi niyetini kanıtlıyor ve tartışmayı yalnız gerçek uyuşmazlığa daraltıyor.

B2yazıda

Ich habe die Leistung nicht bestellt und auch nicht erhalten.

Zwei getrennte Tatsachen. Beide sind wichtig, weil sie unterschiedliche Ansprüche ausschließen.

Bu hizmeti sipariş etmedim ve almadım da.

İkisini ayrı ayrı yaz. “Sipariş etmedim” sözleşmenin kurulmadığını, “almadım” hizmetin verilmediğini söylüyor. Biri tutmazsa diğeri duruyor. Kısa, olgusal, tartışmasız.

C1yazıda

Ich bitte Sie, die Forderung zurückzuziehen und mir das schriftlich zu bestätigen.

Du sagst genau, was passieren soll — und willst es belegt haben.

Talebi geri çekmenizi ve bunu bana yazılı teyit etmenizi rica ediyorum.

Her itiraz mektubu somut bir talep ile bitmeli. “Bu doğru değil” bir talep değil; “geri çekin ve teyit edin” bir talep. Teyit olmadan dosya kapanmış sayılmıyor.

Mahnung ve Inkasso — ispat istemek

C2yazıda

Ich weise die Forderung zurück und bitte Sie, den Anspruch nachzuweisen.

Der Standardsatz gegen eine Inkassoforderung: zurückweisen und Nachweis verlangen.

Talebi reddediyorum ve alacağı ispat etmenizi rica ediyorum.

Inkasso mektubuna verilecek ilk cevap bu. zurückweisen = reddetmek. Verbraucherzentrale'nin örnek mektubu tam bu iki hamleyi yapıyor: talebi reddet, ispat iste. İspat gelmezse dosya sıklıkla kapanıyor.

C2yazıda

Bitte legen Sie den Vertrag und die Abtretungserklärung vor.

Du verlangst zwei Dokumente: den Vertrag selbst und den Nachweis, dass die Forderung überhaupt an das Inkassobüro übergegangen ist.

Sözleşmeyi ve alacağın devir beyanını sunmanızı rica ediyorum.

die Abtretungserklärung = alacağın devri belgesi. İki soru birden: sözleşme gerçekten var mı, ve bu firma talep etmeye yetkili mi? İkincisi çok az soruluyor ve çok işe yarıyor.

C2yazıda

Die Forderung stammt aus 2019 und ist damit verjährt.

Die reguläre Verjährungsfrist beträgt drei Jahre — gerechnet ab dem Ende des Jahres, in dem die Forderung entstanden ist.

Talep 2019'dan kaynaklanıyor ve dolayısıyla zamanaşımına uğramış.

Standart Verjährung üç yıl — ve doğduğu yılın sonundan itibaren sayılıyor. Zamanaşımına uğramış bir talebi ödemek zorunda değilsin, ama bunu dile getirmen gerekiyor — kendiliğinden düşmüyor.

C2yazıda

Die geltend gemachten Inkassokosten halte ich für nicht berechtigt, da keine wirksame Mahnung vorliegt.

Inkassokosten setzen voraus, dass du überhaupt in Verzug bist — dafür braucht es in der Regel eine Mahnung.

Talep edilen tahsilat masraflarını yerinde görmüyorum, çünkü geçerli bir ihtar bulunmuyor.

Inkassokosten şişirilmiş kalemin ta kendisi ve genelde temerrüt şartına bağlı. Hiç Mahnung almadıysan masraflara ayrıca itiraz et. Ayrıca: Schufa kaydı için en az iki Mahnung, arada en az dört hafta ve önceden duyuru gerekiyor.

19 · Elterngespräch: çocuğun adına konuşmak Schule

Tam ders: Modül 19

Öğretmenin dilini açmak — bunları duyacaksın

C1duyacaksın

Er könnte sich im Unterricht mehr einbringen.

Freundlich formuliert: Er beteiligt sich zu wenig. Was genau fehlt, sagt der Satz nicht.

Derste daha fazla katkı sunabilirdi.

Yumuşatılmış eleştiri. sich einbringen = katkı sunmak, katılmak. könnte ile söylenmiş her cümle bir eksiklik bildiriyor. Doğru cevap “ama evde çok çalışıyor” değil: somut örnek istemek.

C1duyacaksın

Sie ist manchmal etwas unkonzentriert, besonders in den letzten Stunden.

„manchmal etwas“ ist eine Abschwächung. Der Zusatz am Ende ist der eigentliche Hinweis.

Bazen biraz dikkati dağınık, özellikle son derslerde.

İki yumuşatıcı (manchmal, etwas) ve arkasından somut bir bilgi: son dersler. Almanca'da asıl bilgi sıklıkla cümlenin sonunda ve yumuşatıcıların ardında saklanıyor. O son parçayı yakala ve üstüne git.

C2duyacaksın

Da würde ich schon ein Auge drauf behalten.

Ein deutliches Signal: Der Lehrer hält das für wichtig genug, um es zu beobachten.

Bunu takip etmenizi tavsiye ederim.

ein Auge auf etwas behalten = göz kulak olmak. Cümledeki schon kritik: onu ciddi yapıyor. Bunu duyduğunda hafife alma — öğretmen bir uyarı verdi ve kibarlığın altında ciddiyet var.

B2duyacaksın

Wir sollten das im Auge behalten und in acht Wochen noch einmal sprechen.

Der Lehrer schlägt selbst einen Folgetermin vor — das heißt, es ist nicht nebensächlich.

Bunu takip edip sekiz hafta sonra bir daha konuşmalıyız.

Öğretmen kendisi ikinci bir görüşme öneriyorsa konu önemsiz değil. Tarihi hemen netleştir ve takvimine yaz — “sekiz hafta sonra” kendiliğinden gerçekleşmiyor.

Somuta çevirmek — asıl beceri

C1

Können Sie mir ein konkretes Beispiel geben, woran Sie das merken?

Du verlangst die Beobachtung hinter der Bewertung.

Bunu neye dayanarak fark ettiğinize dair somut bir örnek verebilir misiniz?

Bu modülün en önemli sorusu. Değerlendirme (“dikkati dağınık”) üzerinde çalışılamıyor; gözlem (“son iki derste ödevi çıkarmadı”) üzerinde çalışılabiliyor. Soru saldırgan değil — öğretmenler bu soruyu bekliyor.

C1

Ist das eher neu, oder war das schon im letzten Halbjahr so?

Du fragst nach dem Verlauf. Eine neue Entwicklung hat andere Ursachen als ein Dauerzustand.

Bu daha yeni bir şey mi, geçen yarıyılda da böyle miydi?

Zaman ekseni teşhis için kritik. Yeni başlayan bir şeyin sebebi genelde dışsal (bir arkadaşlık, evdeki bir değişiklik, gözlük ihtiyacı); süregelen bir şeyin sebebi başka. Bu soru konuşmayı suçlamadan çıkarıp nedene yöneltiyor.

C2

Was würde Ihnen helfen, damit es im Unterricht besser läuft?

Du fragst nicht, was das Kind tun soll, sondern was der Lehrer braucht — das macht ihn zum Partner.

Derste daha iyi gitmesi için size ne yardımcı olurdu?

İnce ve güçlü bir çevirme. Soru öğretmene “sen de bu işin bir parçasısın” diyor ve onu çözümün tarafına alıyor. Cevap sıklıkla çok somut oluyor: oturma düzeni, bir hatırlatma sistemi, evden bir imza.

C2

Zu Hause sehen wir das anders — darf ich kurz sagen, was uns auffällt?

Du kündigst eine andere Sicht an und bittest um Erlaubnis — so wirkt es nicht wie Widerspruch.

Evde biz bunu farklı görüyoruz — bize ne dikkat çektiğini kısaca söyleyebilir miyim?

Kendi gözlemini aktarmanın doğru biçimi: önce izin isteyerek, sonra “bize dikkat çeken” diyerek. “Yanlış biliyorsunuz” demek öğretmeni savunmaya geçiriyor; bu cümle iki gözlemi yan yana koyuyor.

Planla çıkmak

C1

Was können wir zu Hause konkret tun, und was machen Sie in der Schule?

Du teilst die Verantwortung ausdrücklich in zwei Hälften — beide werden benannt.

Evde somut olarak ne yapabiliriz, siz okulda ne yapıyorsunuz?

İki yarım şart. Sadece “evde ne yapalım?” diye sormak bütün yükü sana yıkıyor. Sorunun ikinci yarısı okulun payını da masaya koyuyor — ve bunu kavga etmeden yapıyor.

C2

Woran würden wir in acht Wochen sehen, dass es besser geworden ist?

Du verlangst ein messbares Kriterium — sonst bleibt der Erfolg Meinungssache.

Sekiz hafta sonra daha iyi olduğunu neye bakarak görürüz?

Bu soru görüşmeyi bir plana çeviriyor. Ölçüt olmadan ikinci görüşme yine izlenim üzerinden yürüyor. Ölçüt varsa (“ödevi üç hafta üst üste çıkarırsa”) hem çocuk hem sen hem öğretmen aynı şeye bakıyor.

C1

Sollen wir dafür einen Termin festhalten, oder melden Sie sich, wenn etwas ist?

Du stellst die Nachverfolgung sicher — mit einem Termin oder mit einer klaren Zusage.

Bunun için bir tarih belirleyelim mi, yoksa bir şey olursa siz mi haber verirsiniz?

İki seçenek sunmak reddedilmesini zorlaştırıyor — ikisi de takip demek. Öğretmen ikincisini seçse bile artık bir söz var.

B2

Also konkret: Wir üben abends zwanzig Minuten, Sie setzen ihn nach vorne, und wir sprechen in acht Wochen. Richtig?

Der Abschluss: der ganze Plan in einem Satz, dann die Bestätigung.

Yani somut olarak: biz akşam yirmi dakika çalışıyoruz, siz onu öne oturtuyorsunuz, ve sekiz hafta sonra konuşuyoruz. Doğru mu?

Modül 02'nin kapanış kalıbı, Elterngespräch versiyonu. Üç madde: sen ne yapacaksın, okul ne yapacak, ne zaman konuşulacak. Bunu söylemeden odadan çıkma.

20 · Elternabend, Elternbeirat, Zeugnis, Übergang Schule

Tam ders: Modül 20

Elternabend — kalabalık içinde söz almak

C1

Ich hätte dazu eine Frage — ich glaube, das interessiert mehrere hier.

Du nimmst dir das Wort und begründest es mit dem Interesse der Gruppe, nicht mit deinem eigenen.

Buna dair bir sorum olacak — sanırım burada birkaç kişiyi ilgilendiriyor.

Kalabalıkta söz almanın kalıbı. İkinci yarı kritik: soruyu grubun sorusu yapıyorsun, böylece “vakit alıyor” hissi ortadan kalkıyor. Ve genelde gerçekten doğru — başkaları da aynı şeyi merak ediyor.

B2

Nur zum Verständnis: Betrifft das alle Klassen oder nur unsere?

Eine kurze Klärungsfrage. „Nur zum Verständnis“ signalisiert, dass du die Runde nicht aufhalten willst.

Sadece anlamak için: bu tüm sınıfları mı ilgilendiriyor, sadece bizimkini mi?

Nur zum Verständnistoplantı Almancasının en kullanışlı açılışı. Soruyu küçük gösteriyor, o yüzden kimse rahatsız olmuyor, ve seni tartışma açan kişi konumuna sokmuyor.

C1

Können wir das vielleicht noch einmal separat besprechen? Das betrifft nur uns.

Du nimmst ein persönliches Thema aus der Runde heraus — das schätzen alle anderen.

Bunu belki ayrıca konuşabilir miyiz? Sadece bizi ilgilendiriyor.

Çocuğa özel bir konuyu kalabalıkta konuşma — hem çocuk için hem senin için kötü. Bu cümle konuyu nazikçe dışarı taşıyor ve diğer velilerin de takdirini kazanıyor.

C2

Ich würde das gern noch einmal aufgreifen, bevor wir weitergehen.

Du holst ein Thema zurück, das übergangen wurde.

Devam etmeden önce bunu bir daha ele almak isterim.

Modül 02'nin C2 hamlesi, toplantı versiyonu. aufgreifen = düşen konuyu yerden almak. Elternabend'de gündem hızlı akıyor ve önemli bir konu kolayca atlanıyor; bu cümle onu geri getiriyor.

Veli organları — resmî yapılar

B2

Wie werden bei uns die Elternvertreter gewählt, und wann ist die nächste Wahl?

Elternvertreter werden von den Eltern der Klasse gewählt und haben feste Aufgaben.

Bizde veli temsilcileri nasıl seçiliyor ve bir sonraki seçim ne zaman?

der Elternvertreter / die Elternvertreterin — sınıfın veli temsilcisi. Organların adı eyalete göre değişiyor: die Klassenpflegschaft, der Elternbeirat, der Elternrat. Kendi eyaletindeki adını öğren.

C1

Ich würde mich zur Wahl stellen — was kommt da an Aufgaben auf mich zu?

Du kandidierst und fragst gleich nach dem konkreten Aufwand.

Adaylığımı koyarım — bana ne tür görevler düşüyor?

Bu kursun en yüksek getirili tek hamlesi. sich zur Wahl stellen = adaylığını koymak. Veli temsilcisi olmak seni okulun diline haftalık maruz bırakıyor — ve dil öğrenmenin en hızlı yolu sorumluluk almaktır. auf jemanden zukommen = birine düşmek.

C2

Welche Themen entscheidet eigentlich die Schulkonferenz, und welche der Elternbeirat?

Du fragst nach der Zuständigkeitsverteilung — damit weißt du, wo ein Anliegen hingehört.

Aslında hangi konulara okul konseyi karar veriyor, hangilerine veli kurulu?

die Schulkonferenz okulun en üst karar organı ve içinde veli temsilcileri de var. Bir talebi doğru organa götürmek, yanlış organda aylarca beklemekten çok daha hızlı — ve bu soruyu çok az veli soruyor.

B2

Gibt es dazu ein Protokoll, das ich nachlesen kann?

Sitzungen werden protokolliert. Als Elternteil darfst du in der Regel fragen.

Bu konuda okuyabileceğim bir tutanak var mı?

Toplantıya katılamadıysan tutanak sorman olağan. Ayrıca alınan kararların yazılı olması, sonradan “öyle konuşulmuştu” tartışmasını engelliyor.

Zeugnis ve Übergang — yolu belirleyen belgeler

C2

Im Zeugnis steht „befriedigend“ — woran hätte es gelegen, dass es eine Note besser wird?

Du fragst nicht nach der Note, sondern nach dem, was gefehlt hat. Das ist die brauchbare Information.

Karnede “orta” yazıyor — bir not daha iyi olması için ne eksik kalmıştı?

Notu tartışmak nadiren işe yarıyor; eksiği öğrenmek yarıyor. Alman not sistemi: 1 sehr gut, 2 gut, 3 befriedigend, 4 ausreichend, 5 mangelhaft, 6 ungenügend. Soru gelecek dönem için kullanılabilir bir cevap getiriyor.

C2

Wie kommt die Übergangsempfehlung zustande — welche Kriterien zählen da?

Die Empfehlung für die weiterführende Schule beruht auf Kriterien, die genannt werden können.

Geçiş tavsiyesi nasıl oluşuyor — orada hangi ölçütler sayılıyor?

die Übergangsempfehlung = ortaokul/lise türü tavsiyesi (adı ve bağlayıcılığı eyalete göre değişiyor). Bu, çocuğun yolunu en çok etkileyen tek belge. Ölçütleri sormak, itiraz etmenin de ön koşulu.

C2

Wir sehen die Empfehlung anders. Was wäre der Weg, das noch einmal prüfen zu lassen?

Du widersprichst der Empfehlung und fragst nach dem formalen Weg — nicht nach einer Gefälligkeit.

Tavsiyeyi farklı görüyoruz. Bunu yeniden incelettirmenin yolu ne olurdu?

Usul sormak, iyilik istemekten güçlü. Bazı eyaletlerde tavsiye bağlayıcı değil, bazılarında bir sınav ya da deneme dersi hakkı var. Yolu sormadan itiraz edilemiyor — ve yol genelde var.

B2

Können Sie mir das bitte schriftlich geben? Wir möchten das in Ruhe besprechen.

Du willst die Empfehlung und ihre Begründung schriftlich, bevor du reagierst.

Bunu yazılı verebilir misiniz? Sakin sakin konuşmak istiyoruz.

Modül 01'in yazılı isteme hamlesi. in Ruhe = acele etmeden — gerekçe olarak itiraz edilemez. Çocuğun geleceğine dair bir karar, okul kapısında verilmek zorunda değil.

21 · Kendi eğitiminde: Kurs, Weiterbildung, Prüfung Schule

Tam ders: Modül 21

Derste soru sormak — akışı bozmadan

C1

Können Sie den letzten Schritt noch einmal machen? Da bin ich ausgestiegen.

Du sagst genau, WO du den Anschluss verloren hast — das ist für den Dozenten die brauchbare Information.

Son adımı bir daha yapabilir misiniz? Orada koptum.

aussteigen burada “inmek” değil, kopmak, takibi kaybetmek. Kritik olan “son adım” kısmı: “anlamadım” demek her şeyin tekrarını getiriyor, yeri söylemek ise sadece o parçayı.

C2

Ich notiere das erst mal und frage nach der Pause nach — sonst halte ich alle auf.

Du verschiebst deine Frage selbst und begründest es mit Rücksicht auf die Gruppe.

Bunu şimdilik not alıp aradan sonra sorayım — yoksa herkesi bekletiyorum.

Uzun bir soruyu doğru yere taşımak. Bu cümle sana iki şey kazandırıyor: soruyu kaybetmiyorsun ve grup nezaketi gösteriyorsun. Ama gerçekten sor — yoksa cümle sadece kaçış olur.

B2

Ich fasse kurz zusammen, ob ich es richtig verstanden habe.

Du prüfst dein Verständnis, indem du es in eigenen Worten wiedergibst.

Doğru anlayıp anlamadığımı kısaca özetliyorum.

Modül 02'nin özetleme hamlesi, sınıf versiyonu. İki iş: kendi anlayışını test ediyorsun ve gruptaki diğer herkese yardım ediyorsun — çünkü çoğu aynı yerde takılmıştı.

B2

Haben Sie eine Quelle, wo ich das nachlesen kann?

Du fragst nach Material für danach — statt die ganze Erklärung im Kurs zu verlangen.

Bunu okuyabileceğim bir kaynak var mı?

Karmaşık bir konuda en verimli soru: dersi tutmuyorsun, evde çalışacak materyal alıyorsun. Ayrıca eğitmenler bu soruyu seviyor — ciddi katılımcı işareti.

Sınav ve koşullar — önceden netleştirmek

B2

Wie ist die Prüfung aufgebaut, und was zählt wie viel?

Du fragst nach Struktur und Gewichtung — nicht nach dem Inhalt.

Sınav nasıl kurgulanmış ve neyin ağırlığı ne kadar?

İlk kursta sorulacak soru. Yapı ve ağırlık bilinmeden çalışma planı yapılamıyor. aufgebaut sein = kurgulanmış olmak.

B2

Gibt es alte Prüfungen oder Musteraufgaben, die ich mir ansehen kann?

Alte Prüfungen sind das effizienteste Lernmaterial, das es gibt.

Bakabileceğim eski sınavlar ya da örnek sorular var mı?

die Musteraufgabe = örnek soru. Bu, en yüksek getirili tek çalışma materyali — ve genelde var ama söylenmiyor. IHK sınavlarında eski sınavlar yayınlanıyor.

C1

Was passiert, wenn ich die Prüfung nicht bestehe — kann ich wiederholen, und wann?

Du klärst den Plan B vorher. Das nimmt Druck und verhindert Überraschungen.

Sınavı geçemezsem ne olur — tekrar edebilir miyim, ne zaman?

bestehen = (sınavı) geçmek, durchfallen = kalmak. Bu soruyu sormak başarısızlık beklemek değil — plan yapmak. Tekrar hakkı ve süresi kurumun kurallarına göre değişiyor.

C1

Ich brauche das Zertifikat für meinen Arbeitgeber — steht da drauf, wie viele Stunden es waren?

Du prüfst, ob das Papier den Zweck erfüllt, für den du es brauchst.

Sertifikayı işverenim için kullanacağım — üzerinde kaç saat olduğu yazıyor mu?

das Zertifikat / die Teilnahmebescheinigung (katılım belgesi) — ikisi ayrı şey ve ikisinin değeri de farklı. Saat sayısı, sınav olup olmadığı, kurumun adı: bunları önceden sor, kurs bittikten sonra değiştirilemiyor.

Para — sormayan kişi ödüyor

C1

Kann der Kurs über einen Bildungsgutschein finanziert werden?

Ein Bildungsgutschein der Agentur für Arbeit kann Kurskosten übernehmen — der Kurs muss dafür zugelassen sein.

Bu kurs eğitim çeki ile finanse edilebilir mi?

der BildungsgutscheinAgentur für Arbeit'ın eğitim çeki. Kursun buna onaylı olması gerekiyor, o yüzden bunu kaydolmadan önce sor. Kayıt olduktan sonra genelde geriye dönük işlemiyor.

C2

Ist der Kurs als Bildungsurlaub anerkannt?

Bildungsurlaub ist bezahlte Freistellung für Weiterbildung — die Regeln sind Ländersache.

Bu kurs eğitim izni olarak tanınıyor mu?

der Bildungsurlaub = eğitim izni, yani ücretli izinle kursa gitmek. Eyalet düzeyinde düzenlenmiş ve her eyalette yok; kursun ayrıca “anerkannt” (tanınmış) olması gerekiyor. Var olan bir hakkı çok az kişi kullanıyor — çünkü sormuyor.

B2

Gibt es eine Ratenzahlung, und was kostet die zusätzlich?

Du fragst nach Raten UND nach dem Aufpreis — Raten sind selten kostenlos.

Taksit imkânı var mı ve ek olarak ne kadara geliyor?

İkinci yarı önemli: taksit genelde ücretsiz değil. Modül 16'nın “yüzde değil euro” refleksi burada da geçerli — ek maliyeti euro olarak sor.

C1

Falls ich absagen muss: Bis wann geht das kostenfrei?

Du klärst die Stornobedingungen, bevor du zahlst.

İptal etmem gerekirse: ne zamana kadar ücretsiz olur?

absagen = iptal etmek, kostenfrei = ücretsiz. Kurslarda iptal koşulları çok farklı olabiliyor ve sözleşmenin en az okunan kısmı. Ödemeden önce sor.